Bu kitabı okurken insan sadece bir aşk hikâyesi okumuyor; aynı zamanda yalnızlık, içe kapanıklık ve anlaşılmama duygusunu da iliklerine kadar hissediyor.
Romanın merkezinde Raif Efendi var. Dışarıdan bakıldığında sıradan, silik, hatta biraz “önemsiz” biri gibi görünüyor. Ama iç dünyasına girildikçe aslında ne kadar yoğun duygular yaşayan, derin bir insan olduğu ortaya çıkıyor. Kitapta en etkileyici şeylerden biri de bu zaten: İnsanların dışarıdan göründüğü gibi olmadığını çok sade ama çarpıcı bir şekilde anlatması.
Maria Puder karakteri ise alışılmış kadın karakterlerden oldukça farklı. Güçlü, özgür ve kendi ayakları üzerinde duran biri. Raif Efendi ile aralarındaki ilişki klasik bir aşk hikâyesinden çok daha farklı; daha çok iki yalnız insanın birbirini anlamaya çalışması gibi. Bu yüzden hikâye hem çok gerçek hem de biraz hüzünlü hissettiriyor.
Kitabın dili oldukça sade ama bir o kadar da etkileyici. Abartılı cümleler ya da karmaşık anlatımlar yok; buna rağmen insanın içine işleyen bir anlatımı var. Özellikle Raif Efendi’nin iç dünyasını anlattığı bölümler okurken insanı durdurup düşündürüyor.
Genel olarak bakıldığında, Kürk Mantolu Madonna aşkı romantikleştiren bir kitap değil. Daha çok, insanın iç dünyasında yaşadığı kırılmaları, hayal kırıklıklarını ve derin yalnızlığını anlatıyor. Bu yüzden okuduktan sonra insanda hafif bir hüzün bırakıyor ama aynı zamanda çok gerçek bir şey okumuş hissi veriyor.