...kadınların kendilerine feminist bir kimlik kurarken önce kendi içselleştirilmiş cinsiyetçilikleriyle yüzleşmeleri gerektiği düşüncesi geçerliliğini yitirdi. Her yaştan kadın, "feminist" olmak için erkek tahakkümü veya toplumsal cinsiyet eşitsizliği konularında kaygı yahut öfke duymak yeterliymiş gibi davranmaya başladı. Kendi içlerindeki cinsiyetçilikle yüzleşmeden feminizmin bayrağını eline alan kadınlar, diğer kadınlarla etkileşimlerinde sıklıkla davaya ihanet ettiler.
Tüm baskı rejimlerinin mantığı, Cromwell'in şu cümlelerinde gizlidir: "On yurttaştan dokuzu benden nefret mi ediyor? Eğer yalnızca onuncusu silahlı ise, bunun hiçbir önemi yoktur..."
Örneğin 1915 yılında Çanakkale Savaşı'nın ve İtilaf Devletleri donanmasının Çanakkale Boğazı'ndan geçişinin önlenmesinin, bu devletler arasında yer alan Rusya'da 1917 Devrimine "katkıda bulunan" bir etmen sayılması normaldir, ama tutup "Bu sayede oldu" denmesi saçmadır.
Ama enternasyonalizm adına kimi gereksiz işler yapıldığını söyleyebilirim.
Örnek?
Geçenlerde, 30 Ağustos dolayısıyla Türkiye' de emperyalizm destekli bir işgal olayına son veren yolun başlangıcı, 30 Ağustos 1922 tarihi çeşitli vesilelerle anıldı. Enternasyonalizme önem veren bir arkadaş da "en az 30 Ağustos'un kendisi kadar" Türk kardeşlerine karşı savaşmayı reddeden askerdeki Yunan emekçilerinin de anılması gerektiğini söyledi. . . Gerçekten önemli, değinilmesi ve unutturulmaması gereken bir olay; ama neden bu olaya "30 Ağustos'un kendisi kadar" yer verilsin ki? O zaman 1917 Devrimi kutlama ve anmalarında da bu devrimin "kendisi kadar" Rusya'da devrime karşı savaşan beyaz ordulara silah ve mühimmat sevkini engelleyen Avrupalı liman işçilerine yer vermek gerekir ki bu işin sonu gelmez . . .