Hayatının en mutlu zamanlarını iyi değerlendir: bu zamanlar öyle kısa ki! Bu günleri iyi değerlendirerek yeteri kadar mutlu olursak, nefis anılar yaşlılığımızda bizi teselli etmeyi ve eğlendirmeyi sürdürür. Bunları kaybedersek? Can yakıcı pişmanlıklar, vicdan azapları bizi yakar ve ölüme yaklaştıkça yaşlılığın ıstıraplarıyla birleşip gözyaşları ve acıyla bizi çevreler.
İnsanlar ölümsüz olsalardı, Doğa için yeni bireyler yaratmak imkansız olmaz mıydı? Eğer Doğa varlıklara ölümsüzlük bahşetmediyse, yok olmaları Doğa'nın kanunlarından biridir. Doğa için yok etmek vazgeçilemeyecek kadar gerekliyse ve ölümün ona sağladığı bu fayda olmadan yaratamıyorsa, bu nokta da ölümle ilintili bulduğumuz yok etme düşüncesinin gerçek olmadığını anlarız; gerçek bir yok oluş yoktur; canlıların sonu olarak nitelendirdiğimiz şey gerçek bir son değildir artık, basit bir dönüşüm, maddenin mutasyonu, bütün modern filozofların Doğa'nın birincil yasalarından olduğunu bildikleri bir durumdur. Bu yadsınamayacak ilkelere göre, ölüm, bir biçim değişikliğinden ötekine, bir varlıktan diğerine geçmekten ve Pisagor'un "ruh göçü" olarak adlandırdığı şeyden ötesi değildir.
Hayal gücünün hazları ne kadar da enfestir! Bu enfes anlarda bütün dünya bizimdir; hiçbir varlık bize direnemez, dünyayı yerle bir ederiz, yok ettiklerimizi ürettiğimiz yeni nesnelerle tekrar kurarız. Her suç aracı bizimdir, hepsini kullanırız, dehşeti yüze katlarız.
Gerçeklik karşısındaki c e s a r e t t i r , Thukydides ve Platon gibi karakterleri birbirinden ayıran: Platon gerçeklik karşısında bir ödlektir, — b u n u n s o n u c u n d a sığınır ideale, Thukydides k e n d i n e egemendir, bunun sonucunda şeylere de egemen olur...