Kendisi bir hümanist (insansever anlamında değil, insanmerkezci düşünce sistemini destekleyen) olan More, literatüre de geçmiş olan ütopyayı yaratırken aynı zamanda skolastik düşünceye karşı da bir eleştiri getiriyor.
Skolastik düşüncenin ana temellerinden biri Latinceye önem verilip Antik Yunan dilinin değersiz görülmesidir. Yeni Ahit Grekçe yazılmıştır ancak dönemin din adamları Grekçe bilmedikleri için Latince çevirisini okurlar. Hümanistler ise Grekçeye ve antik metinlere önem verirler.
Bir diğer önemli skolastik tutum ise kurgunun değersiz oluşudur. Kurgu içeren herhangi bir metin veya belge gerçeği saptırır ve dolayısıyla hiçbir önemi kalmaz, okumaya ve incelemeye değmez. Hümanist düşünce ise kurgu yoluyla gerçeğin (veya daha ileri gidersek hakikatin) anlatılabileceğine inanır.
Skolastikler aynı zamanda retoriğin (hitabetin) aynı kurgunun yaptığı gibi gerçeği çarpıtacağına inanır. Hümanist düşünce retoriğe önem verir, ciddi konuları insan zihninin daha rahat sindirmesine olanak sağladığını iddia eder.
Bu bilgiler ışığında kitaba yaklaştığımızda onun kurgusal bir evrenden daha fazlasını barındırdığını anlıyoruz. More, yazdığı eseri bir kurgu kitabı olarak yayınlarsa skolastikler tarafından gözardı edileceğini bildiği için onun gerçek olduğunu iddia ediyor. Bir gün diplomatik bir görev sonucu bulunduğu bir yerde arkadaşı Peter Giles ile karşılaşıyor ve Giles onu Raphael Hytloday isimli bir dostu ile tanıştırıyor. Hytloday, Amerigo Vespucci'nin keşif seferlerine katılmış ve birkaç yıl Ütopya denen adada yaşamış. Bunu duyan More heyecanlanıyor ve Hythloday'dan Ütopyada neler gördüğünü anlatmasını istiyor.
Hythloday Grekçede boş/anlamsız konuşan anlamına geliyor, Ütopya da olmayan yer. Kısacası, More kitabına Grekçe bilenlerin (hümanistlerin)