berna

berna
@bernayalcin
Öğrenci
İstanbul
6 Eylül
60 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
‘Aşk’ ,çünkü, önemsiz; giderek, değersiz bir şeydir: kişinin başına, nedensizce hatta nesnesizce gelir: neden şu kişiye aşık olmuşsundur, kimdir aşık olduğun- belirsizdir- çünkü, yalnızca bir ‘etkilenim’, bir ‘tutku’dur. İşte bir tutulmuşluktur... Sevgi ise dünyanın en önemli; giderek de (enderliğinden mi acaba, herhalde...) en değerli şeyidir. Çünkü kişinin bilinçle ve tam da belirli bir kişiye yönelik, bulunabileceği en yoğun ve en yalın -anlamlı; amaçlı- eylemidir. Düşün: Sevgi, eylemdir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Belki temel hata, sevgiyi bir ‘duygu’ işi olarak görmekte— duygu yanı yok değil; ama bu, bilinçle dengelenmezse—yalnızca duygusal kalırsa— kişinin özgürlüğü pahasına yürüyor. Bu oluşumun en önemli göstergesi, kıskançlık: sevginin tek yanlı yozlaşması... Akıldışı hâle gelmesi, bilgiyi çeler hâle gelmesi... Sevginin iki kişinin ilişkisi olmaktan çıkıp, bir kişinin ötekine yönelik bir tutumu haline gelmesi...
Önemli olan, kişinin duygularını tam olarak bilmesi (ki bu, en son sınırda, olanaksızdır) değil, onları denetim altında tutabilmesidir— ama bunun için de onları tam olarak bilmesi gereklidir: İki yanlı olanaksızlık!
Hayatta her şeyin bir bedeli var, en fazla da mutluluğun.
Bir diğerinin duygularını anlayabilmek için sevgi gerekir kuşkusuz; fakat tutkunun belli bir derecesinde sevgi, sevilen kişinin duygu dünyası da dahil olmak üzere dış âleme hiçbir duyargası uzanmayan, dolayısıyla kulak vermediği ve algılamadığı için de rahatsız edici bir itirazı olanaksız kılan kör bir bencilliğe dönüşüyor. Tutkulu aşk yalnızlığın en uç ve en son durağı gibi.