Leyla ve beş kadim dostu hakkında okuması kolay olan, Anadolu’nun, İstanbul’un ve özellikle kadın olmanın acı gerçeklerini yüzümüze vuran bir romanla tanıştırıyor bizi Elif Şafak. Yalnızca kadınlar değil acılarına kulak verdiğimiz karakterler. Elif Şafak; Anadolu’da da, metropol İstanbulda da dışlanan, hor görülen, şiddete uğrayan farklı kesimden birçok sese yer vermiş ve bu benim yazarlarda her zaman takdir ettiğim bir şeydir. Bence toplumca bizim korku içinde sarıldığımız, aslında hepimize zincir vuran “normal”lerin dışında kalan kesimi görünür kılacak çok daha fazla hikayeye ihtiyacımız var.
Leyla, Van’da doğup büyüyen, kadın olmanın getirdiği ve toplum tarafından dayatılan acılara, baskı ve zorlamalarla çok küçük yaşta tanışmış bir karakter. Hayatının son evrelerini yaşarken bütün bu anılara, hayatının özünü oluşturan olay ve karakterlere tanıklık ediyoruz bu romanda.
Leyla’da hayran kaldığım özelliklerden biri hayat onu ne kadar eskitmeye çalışırsa çalışsın insanlara gösterdiği sevgiden, şefkatten, özveriden vazgeçmemesi oldu. Arkadaşı olmak, hikayesini dinlerken omzuma yaslayıp teselli etmek isteyeceğim bir karakter olarak aklımda kalacak Leyla. Acı da olsa güç dolu hikayesini okumak zevkli bir deneyimdi. Kurgusal bile olsa böyle bir karakterle aynı cinsiyeti taşıyor olmaktan yeniden gurur duydum. Çok şükür bu ender yaşadığım bir şey değil zaten. Aynı cinsiyeti taşıdığım için sevinçle dolduğum bir sürü kişi var dünyada. Bu kadınlarla aynı yolu yürüdüğüm için çok mutluyum.
Bence ülkemizde erkeklerin kadın olmanın nasıl bir deneyim olduğu, bize doğumdan itibaren yüklediği tecrübeler ve öğretilerin, kısıtlama ve baskıların, beklentilerin neler olduğu konusunda çok büyük bir bilinçsizlikleri var. Başlamak için doğru yer olur mu bilmem ama bu konudaki açıklarını