"bir de senin için bilge derler, her sorunun cevabını bilir derler..."
"öyle." dedi. "ama senin soruların aslında soru değil. bazen cevapları soru sanıyorsun."
"madem bilmiyorsun, adam gibi bilmiyorum desene!" güldüm. "sözlüye kaldırılmış çocuk gibi ne diye kafa karıştırmaya çalışıyorsun."
"bazen gerçekleri görmek için başka şekilde düşünmen gerekir."
"beni hemen buradan çıkarman lazım, çabuk."
"nova ben seni hapsolduğun şatodan kurtaracak beyaz atlı prensin değilim." sonra durdu ve kaşlarını çatarak bekledi. "aslında bir prensim ama atım siyah yine de hep kendime hep ejderha olmayı yakıştırmışımdır."
"bırak zevzekliği, alt kata bile inemiyorum. beni şu şölene sen götüreceksin." ağlamaklı bir şekilde yalandan ellerimi birbirine kenetledim.
güldü. "demek yaramazlık yapıyoruz, nihayet bu diyardan biri benim dilimden konuşmayı başardı." onaylamaz bir şekilde ona bakarken yüzünü yapay bir ciddiyete soktu. "yani ben kim oluyorum ki deli kızın davetini geri çeviriyorum." koluma girerken bütün dişleri inci gibi parlıyordu. "bu arada ilk dansını alırım he."