Ana Tema: Finansal davranışlar, ego, rasyonellik ve zaman özgürlüğü.
İnceleme: Finansal başarının formüllerle değil, insan psikolojisiyle ilgili olduğunu kanıtlayan modern bir klasiktir. Housel, paranın satın alabileceği en büyük lüksün "kendi zamanınız üzerindeki tam kontrol" olduğunu savunur ve zenginlik ile varlıklı olmak arasındaki o ince çizgiyi çizer.
Kritik Soru: Parayı egonuzu beslemek için mi biriktiriyorsunuz, yoksa özgürlüğünüzü satın almak için mi?
Raymond M. Smullyan’in Tao Sessizdir’i, elime aldığım anda “bu kitap tam bana göre” dedirten nadir kitaplardan biri oldu. Mantık bulmacaları ve formal sistemlerle ünlü bir matematikçi-felsefecinin, Doğu felsefesini Batı’ya böylesine neşeli, ironik ve içten bir dille aktarması beni çok etkiledi.
Kitap ağır bir felsefe metni değil; daha çok sohbet gibi akıyor. Kısa denemeler, diyaloglar, paradokslar ve Smullyan’ın o eşsiz mizahıyla dolu. Tao’yu “anlatmaya” çalışmıyor aslında, çünkü Tao sessizdir. Onun yerine, Tao’nun sessizliğini hissettiriyor; bahçede çalışırken, kestirirken, hiçbir şey yapmazken bile yaşanan o derin huzuru, çocuksu sevinci ve paradoksal özgürlüğü gösteriyor.
En sevdiğim yanı, Smullyan’ın Taoizm’i ne romantize etmesi ne de gizemli bir sis perdesine büründürmesi. Mantıkçı yanıyla yaklaşıyor, ama o mantığın sınırlarını neşeyle kabul edip aşabiliyor. “Hiçbir şey yapmamak” ile “her şeyi akışına bırakmak” arasındaki ince çizgiyi, bazen bir Zen ustasının sükunetiyle, bazen de muzip bir amcanın gülümsemesiyle anlatıyor.
Okurken sık sık gülümsedim, bazen de durup düşündüm. “Acaba ben de fazla mı uğraşıyorum hayatla?” diye sordurttu bana. Özellikle modern hayatın koşturmacasında, hiçbir şeyin peşinde koşmadan var olabilmenin değerini hatırlattı.
Kısacası, Tao Sessizdir kuru bir felsefe kitabı değil; hayata dair hafif, derin ve samimi bir davet. Okuduktan sonra elinizde kalan şey ne büyük bir sistem ne de ezoterik sırlar; sadece sessiz bir gülümseme ve “her şey olduğu gibi yeterince güzel” hissi.
Kesinlikle tavsiye ederim. Özellikle mantık, bilim ve felsefeyle uğraşan ama ruhunu da beslemek isteyenlere... Tao sessizdir, ama Smullyan onu duyurmayı çok güzel başarıyor.
Kitabın ismindende anlaşılacağı üzere Allah ile hüsnüzan bağımız ne durumda gerçekten Allah'a mı bağlıyız yoksa çöldeki serap misali sebepler aleminde yüzüyor ve o gercek sandiklarımıza mı bel bağlayıp kendimizi harap ediyoruz yalın ve samimi (yazarımız hayatından çokça anektot paylaşıyor) bir üslup ile yazılmış.
İmtihanlar karşısında Allah ile bağımıza çok fazla dikkat çekmiş ve sabrederken Allah'ın kalbimize hoşnutluk vereceğine inanırsak Allah Teâlâ da bizim zannımız üzere olacaktır. Benim en çok dikkatimi ceken kısım Allah'ı nasıl sevecegimizi anlattığı bölümdü. Kitap bölüm bölüm Allah'ın isim ve sıfatlarını tefekkür etmeye, Allah'ın bizlere geçmiş ve şuanda verdiği nimetleri düşünmeye ve son olarakta kalbin ahirete bağlanması konularını işliyor. Okuyun okutturun. Vesselam
CENGİZ AYTMATOV YÜZYÜZE
Merhaba #kitapsever dostlarım
Cengiz Aytmatov'un "Yüzyüze" (Yüz Yüze) adlı eseri, yazarın erken dönem eserlerinden biri olmasına rağmen savaşın insan psikolojisi ve ahlakı üzerindeki yıkıcı etkisini oldukça sarsıcı bir şekilde ele alır.
İsmail, sadece devletine değil, aynı zamanda zor şartlar altında savaşan köylülerine ve ailesine de ihanet etmiş durumdadır. Başlarda ona acıyan ve yardım eden Seyde, zamanla kocasının bencilleşmesine ve insanlığını kaybetmesine tanıklık eder
Köydeki diğer kadınlar ve yaşlılar açlıkla ve kayıplarla mücadele ederken, İsmail'in saklanarak onların rızkına ortak olması ahlaki bir çöküşü simgeler.
Seyde karakteri üzerinden sadakat, sevgi ve doğru olanı yapma arasındaki o ince çizgi işlenir. Seyde'nin yaşadığı içsel değişim, kitabın en güçlü yanlarından biridir.
Kitabımızın konusuna gelecek olursak İkinci Dünya Savaşı sırasında geçer. Cepheden kaçan (firari) İsmail ile onun köyde kalan karısı Seyde'nin yaşadıklarını anlatır. İsmail, savaşın dehşetinden korkup kaçarak köyüne döner ancak yakalanmamak için bir mağarada saklanmak zorunda kalır. Seyde ise kocasını beslemek ve korumak için büyük bir vicdan azabı ve toplumsal baskı altında kalır.
"İnsan birini seviyorsa, bu sevginin gerçek boyutu ancak ayrılık sırasında anlaşılır."
"Kimseye güvenilecek zaman değil,hiç kimseye...."
#kitapsevgisi
Kitabı okumadım...
Petersburg şehrinde gezinen bendim. Kutu gibi odada kaldım; kapıyı açmak için yatağımdan kalkmama gerek kalmayacak kadar küçük bir odada...
Üniversite öğrencisiydim. Kendi dünyamda, hiç kimseyi almadan yaşadım; yaşamak denirse...
Parasızdım fakat bunu dert etmiyordum. Çünkü elimdeki son kuruşları dahi yardıma muhtaç insanlara veriyordum. Bu onları sevdiğim için değil, o an onu yapmak istediğim içindi.
Aileme karşı sürekli bir borç altında kalıp minnet duyguları beslemek yoruyordu. Bir şeyler yapmalıydım ama bunu üstümdeki pejmürde elbiselerle yapmak ağırıma gidiyordu. Dilenebilirdim, evet, evet dilenmek... Ama kibrim buna müsaade etmiyordu. Kimseden karşılıksız bir şey almaya alışkın değildim. Bu, onların alanıma girmesini kolaylaştırdığı için buna müsaade edemezdim.
Çünkü ben özel bir ruhtum... Belki de ruhum, Napolyon'un evrimleşmiş hâliydi. O benim durumumda olsa acımadan kılıcını savurur, öldürür ama sorgulanmazdı. Çünkü o bir kahramandı. Neden ben de kendi zihnimin imparatoru olmayayım ki?
Zihnim, para kazanmaya çalışmadığı kadar kusursuz bir cinayet planı yaptı(!).
Evet, çünkü o iğrenç bir kadındı. Ölmeyi hak ediyordu! Boşuna oksijen masrafı! Yeryüzünden bir pisliğin gitmesine neden olmak!
Ahh, harika...
Bunu ancak benim gibi yüce düşünceler sahibi biri yapabilirdi...
Yaptım da...
Ama hayır, hayır! Duraklamam pişmanlık gibi görünmesin. Pişman değilim. Yine olsa yine o baltayı alabilirim...
Ama bu hezeyanlar da neyin nesi?.. Ahh, bu halüsinasyonlar!
Nefret ediyorum. Herkesten nefret!
Yaşadığım gerçekler hiç de hayalimdeki gibi tatminkâr değil...
Neden beni suçlu görüyorsunuz?
Bir adamı öldürmek madem suç, peki içkiye sarılıp da ailesini yok eden zihniyet? Bu da bir cinayet değil mi?
Svidrigaylov gibi arzularının peşinde
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,4bin okunma
Ruhunu beslemek mi, bedenini beslemek mi?
Her ikisini dengede tutabilir misin?
Esas olan dengenin bizi var etmesi, terazinin bir tarafı eksik kalırsa diğer tarafta fırtınalar kopmaya mecburidir.