Genelde kendimizin en mükemmel hâlini hayal ederken aslında bize en az benzeyen hâlimizi kurgularız; biz tembelsek o çok çalışkandır, kiloluysak o çok fittir, biz betaysak o alfadır. Bu durum da aslında kişisel gelişim yolculuğunda kendimize yaptığımız en büyük sabotajdır. Hayal ettiğimiz o ideal benliği kendimizden o kadar uzak kurguluyoruz ki ona ulaşma ihtimalimizi baştan kaybediyoruz. Aslında ona gerçekten ulaşmalı mıyız, ondan da pek emin değilim.
Kişisel gelişim dünyasında bize sürekli empoze edilen şey "en iyi" ve "en" ile başlayan ifadelerdir. Ancak başka bir açıdan düşünürsek, gerçekten "en" olmamıza gerek var mı? Ben bu noktada "daha" kelimesini çok daha makul buluyorum. Çünkü ütopik veya dramatik bir kilometre taşını hedeflemektense, küçük adımlarla dünden daha iyi olmanın çok daha kıymetli bir kazanım olduğuna inanıyorum. Asla ulaşamayacağımız (ki ulaşmamız gerektiği konusunda da hemfikir değilim) bir hedeften ziyade düne ve bugüne odaklanıp; dünden iyi, yarın ise bugünden daha iyi olmayı hedeflemek bana çok daha mantıklı bir serüven gibi geliyor.
Ben kendi hayatımda da çoğu şeye birer kazanım olarak bakarım. Daha iyi beslenmeye, cilt bakımıma ve evimin temizliğine özen gösteririm; entelektüel seviyemi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmaya gayret eder, zihnimi beslemek ve gönlümü hoş tutmak için güzel içerikler takip ederim. Kısacası, yaptığım işleri gün geçtikçe daha kolay ve daha iyi yapmaya çalışır, kendimi hiç bilmediğim yeni konulara maruz bırakmaya gayret ederim. Ben Türkiye'nin en iyi öğrencisi değilim, en iyi motosiklet sürücüsü de değilim; çoğu şeye yaşıtlarımdan daha erken de ulaşmadım. Lakin dünkü Celil'den en azından bir adım öndeyim. Zaman su gibi akıp geçiyor; tam olarak farkında olmasam bile biliyorum ki, gelecekteki ben şu anki