Yine iki gözüm Ayşe diye hitap etti arkadaşına ve ardından şunları yazdı:
Sana yazmakta on gün kadar geç kaldım. Sebebi basit, benim her zamanki hastalığım. Yine aşığım… Ah Ayşe, vallahi artık ben de şaşırdım. 15-16 yaşımdan beri şöyle bir haftacık olsun aşık olmadan durduğumu hatırlamıyorum. Mütemadiyen, bilafasıla ve şiddetle aşığım. Zannetme ki öyle üstünkörü şeylere aşk ismini veriyorum. Benimkilerin her biri ateşlilikte Verter'i, bakirlikte Romeo'yu geride bırakacak şeyler. İşin tuhafı her seferinde ilk defa aşık oluyormuşum gibi bilmediğim heyecanlara ve ihtiraslara düşmemdir.
Sabahattin için aşık olmak, hava almak, su içmek gibi bir ihtiyaçtı. Her dem aşık olmalıydı genç adam. En azından her güne yeniden aşık olma umuduyla başlamalıydı. Arayan tabi ki bulur. Mevlasını da belasını da…
Sabahattin derhal bulundukları odayla Almanya’daki emsalleri arasındaki farkları anlatmaya koyuldu. Konuşmasının bir yerinde: “Okuduğum okulun müdürünün odası, bu odadan milyonlarca kez ihtişamlıydı.” dedi. Haklıydı genç adam, derme çatma birkaç eşyayla döşenmiş bir odaydı yüksek muallim mektebi müdürünün makamı. Tıpkı çiçeği burnunda cumhuriyetin bütün öteki makam odaları gibi…
Okulun ana kapısından hiddetli bir giriş yapan gençlerden biri, Türk öğrencilerin yanından geçerken “Bu parazit Türkleri burdan kovmalı” deyince Sabahattin’in tepesi attı ve seslendi: “Biz sizin hükümetinize, hükümetimiz tarafından verilen parayla okuyoruz. Sözlerini geri al.” Sabahattin’in ağzından çıkan bu sözler üzerine ortalık bir anda sessizleşti. Tüm gözler az önce içinde parazit sözcüğü de geçen cümleyi kurmuş olan Alman gence çevrildi. Nefesler tutulmuş, iki taraftan da öğrenciler Alman gencin sözünü geri alıp almayacağına odaklanmıştı. Genç Alman: “Sözümü geri almıyorum.” diye efelenmeyi sürdürünce Sabahattin kendinden geçti ve karşısındakinin suratına okkalı bir tokat yapıştırdı.