Victor Hugo'nun okuduğum ilk kitabıydı. Bir idam mahkumuyla konuşmuş gibi oluyorsunuz. Suçunun ne olduğunu önemsemeksizin ne hissettiğini dinliyorsunuz. Belki suçunu sorsanız suçsuzum diyecek, belki gerçekten suçsuz belki de suçlu. Suçlu ama kime göre neye göre? Suçsuz ama kime göre neye göre? Sonuçta tek bir gerçek var o da öleceğiz. İdam mahkumunun farkı belli saatte belli yerde insanlar tarafından öldürülecek. Hatta alkışlar, ıslıklar, tezahüratlar içinde ve hiçbir karşı koyma ihtimali olmadan. Ama bunu haketti. Evet görünüşe göre hak etmiş. Hak etmeseydi neden idam edilsin? Hak edenler hak ettiklerini bulur çünkü. Gerçekten mi? Hep mi? Yani.
Peki acaba o idam edilecek mahluk kendi hakkında ne düşünüyor? Ne hissediyor? En azından ölene kadar ne hissetti? İşte bu kitap bunu anlatıyor.
Düşlere dalarken çocukluğumun ve gençliğimin tatlı, dingin, güleç anıları tıpkı beynimde dönüp duran kasvetli ve karmaşık düşünceler uçurumunun üzerine kapanan çiçeklerle kaplı bir ada gibi geri gelmeye başladı.