Gece Açan Çiçekler, bende en çok anlaşılamama, yalnızlık, sessizlik ve yarım kalmışlık hissi bırakan bir roman oldu. Kitap boyunca karakterlerin konuştuğundan çok sustuğunu, yaşadığından çok içinde taşıdığını hissediyorsunuz. Bu da hikâyeyi daha gerçek ve daha ağır kılıyor.
Derviş Ali karakteri beni en çok etkileyen karakter oldu. Onun sağlam duruşu, içindeki boşluklara rağmen ayakta kalma çabası ve en çok da Handan’a olan aşkına bu denli sahip çıkması çok etkileyiciydi. Derviş Ali, kendini tamamlayamamış bir insan gibi görünse de sevdiği şeye tutunma biçimiyle güçlü bir karaktere dönüşüyor. Onun yolculuğunda asıl mesele varmak değil, aramak gibi..
Halide ise benim için sessizliğin ve yalnızlığın iç sesi gibiydi. Varlığıyla konuşmayan ama hissedilen, kelimelerden çok boşluklarla anlatılan bir karakter.
Kitapta en çok hissettiğim şey, insanların birbirini sevse bile birbirini tamamlayamadığı gerçeğiydi. Bazı duyguların karşılığı olsa bile zamanının, şartlarının ve kaderinin olmadığını görmek insanda derin bir eksiklik duygusu bırakıyor. Bu yüzden roman boyunca bir kavuşmadan çok, içsel bir kabulleniş hâli hissediliyor.
Tarık Tufan’ın dili sade ama yoğun. Az cümleyle çok şey anlatıyor. Edebi açıdan da çok doyurucu bir metin sunuyor bize. İki farklı dönemi anlatmasına rağmen, farklı dili ve üslubuyla hikaye geçişleri bizi hiç zorlamıyor.
Kısacası, Tarık Tufan okumaya devam :)