Hayır, insan sade ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu. Belki bütün ömrünce her an birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. Sonra olduğu yerde birdenbire kabuklaşıyor, çok ince, görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu. “Biz mi gidiyoruz, onlar mı?…” Sual buydu…
Bir balık görünce nasıl çırpınırsa bir martı
Gün batınca nasıl çırpınırsa
Boğulmuş bir kuş gibi
Bir deniz
Çocuğu ölünce öyle çırpınır bir anne
Annesi ölünce bir çocuk öyle çırpınır
Çırpın çırpın ki belki görürsün ölümden ötesini
Senin mesleğin bir bakıma bir ölüm mesleği
Bozulmuş saatleri ölümle iyi etmek
Ölümle açmak kurumuş dudakları
Ölümle açmak kapanmış gözleri
… güvenli bir ilişkide ise, bu savunmacılık ya da katılık giderek yerini açıkça deneyimlemeye bırakır. Birey ayrıca, kendisi dışında var olan gerçekliği de daha iyi kavramaya başlar ve önceden oluşturduğu o çerçeveye yerleştirmez. Tüm ağaçların yeşil olmadığını, tüm erkeklerin sert bir baba, tüm kadınların reddedici, her başarısızlığın da onun iyi olmadığını kanıtlayan bir şey olmadığını görür.
Sen gittiğinde,
-her şeyi hatırlıyorum-
anlamak zorunda kaldım. Senin hayatın
olmadığımı, hayatında sadece bir an olduğumu
anlamak zorunda kaldım.
Ve yanıldığımı.