Kitabı sevdim mi , “eh işte “, sevmedim mi , “yaaaani” diyebileceğim bir kitap oldu benim için … Orhan Pamuk’un çok çok daha iyi eserleri var, ve bu kitap onları yanında vasat kalıyor evet, ama içinde yer alan efsaneler ve tablolar , kitap hakkındaki düşüncemi vasattan, iyiye doğru biraz değiştiriyor.
Hikaye 1985 Ihlamur Kasrı’da bir apartman dairesinden 2015 yılına sürüklüyor. Baba sevgisinden mahrum kalmış bir çocuğun, büyümesini, gelişimimi izliyoruz. Oşaylar çözülürken bir kez daha efsanelerin gerçek oluşuna şahit oluyoruz.
Aslında yazar Doğuda “Rüstem ile Sührab” , Batıda “ Kral Oidipus”u romanın merkezine almış ve hikayeyi 80’ler ve 2000’ler Türkiye’si ile harmanlamış ve baba oğul hikayesini bu bağlamda değerlendirmiş. Bence kitapta en vurucu fikir; Batıda oğullar babalarını, doğuda babalar oğullarını öldürür, ama her durumda ağlayan analar olur . Alemin mantığı anaların ağlaması üzerine kuruludur.
Orhan Pamuk 1980’lerin sonunda Heybeliada’da “Kara Kitap”ı yazarken bahçesinde kuyu kazan iki işçiye denk gelir, aslında oradaki gözlemleri ve röportajı 30 yıl sonra bu kitabı ortaya çıkarır. Akşamları izledikleri portatif televizyon , yedikleri türlü yemeği , alt üst ilişkileri ama buna rağmen arkadaşlıkları tıpkı kitapta ki gibidir.
Ve kitabı okuyan herkes mutlaka “Korkunç İvan oğlunu öldürüyor” tablosuna bir bakmıştır. Ben bu resmî daha önce gördüğümde bu kadar etkileyici gelmemişti ama kitabı okuduktan sonra tablo bana daha hüzünlü geldi.
Biraz kopuk düşüncelerimi ifade etmiş olabilirim ama Orhan Pamuk daha önce okumadıysanız, kesinlikle yazarın ilk okuyacağınız kitabı bu olmamalı . Kitabı okurken olayların, kitabın sonunun ön görülebilir olması beni mutsuz etti, ama yine de efsanelerin anlatımı, himayeye yedirilmiş başarılı buldum. Ama sanırım bir daha