Bugun sabah uyandığımda üzülerek söylüyorum ki resmi 1000kitap grup hesabımın çalındığını öğrendim. Hemen önce aktif yöneticilerle, daha sonra da 22 kişilik grup yöneticileri ile durumu değerlendirdik. İvedi bir şekilde 1000Kitap1000Kitap DestekHacı Seydaoğlu @Elifkimya Av. Ahmed Yasir OrmanNur-ALRezzan gibi uygulama yöneticilerine, kurucularına, moderatörlerine hızlı adım atabilmek için mesaj attık. Ama sadece mesaj atmadık, mail de attık, instagram, twitter dan da yazdık. O esnalarda grupta uzun zamanlar harcayıp da yazdığımız iletileri ve takip ettiklerimizi siliyordu bu çalan vicdansız. Sonra mesajları yüzlerce hesaptan atmaya devam ettik. Mail lere yine aynı şekilde. Hatta paralı kullandığımızı da belirterek bunları yaptık. Ödemesini yaptığımız hesaba düşünsenize ulaşamıyoruz. Ben bu uygulamanın belki de en aktif 10 üyesinden biriyimdir. Ciddi anlamda da emek veriyorum. 30 küsür bin takipçim var. Aklıma şu geldi: Demek ki dedim, benim hesap da hatta daha popüler olan birisinin hesabı da çalınsa Oğuz Aktürk, Begüm Çakır vs işte aklınıza kim geliyorsa, onlar bu hesapları kurtaramayacaklar. Bize geri dönüş yapamayacaklar. Emeklerimizi hiçe sayacaklar. Sayın 1k yönetimi ben 3 yıllık emeğim için kime ve nasıl ulaşabilirim? Onlarca sayfa reklamınız var, onlarca moderatörünüz var, premium hesap ücretleri var. Siz neden bir halkla ilişkiler, şikayet merciinde birisini çalıştırmıyorsunuz? Ben derdimi nasıl anlatacağım? 3 yıllık emek çöp oldu. Ama o vicdansıza da diyorum ki, küllerimizden hesabı kurtaramadan da devam eder ve doğarız. Hiç sorun değil. Ama 1k nın illegalliğe bu kadar çanak tutuyor olması gerçekten yaralayıcı. Ciddi emek veren bir insanım ve söylenen olumsuz bu uygulamaya söylenen çoğu şeyi hak ettiğini düşünüyorum. Hesap ya silindi, ya donduruldu. Bilemiyorum.
Çok etkileyici bir kitap oldu benim için. Bu ayın başında “All About History “ dergisinde “Leningrad Yamyamları” isimli bir yazı okumuştum. Yazının içeriğinden ve neden kitapla beraber beni etkilediğini aşağıda (yorumda )
anlatacağım.
Kitap distopik kabul edilmiş. Covid salgınından önce yazılmış bir kitap. Bir virüs sebebi ile tüm hayvanlar tehlikeli sayılıyor. Çünkü bu virüs yüzünden hayvanların, insanlara saldırıp öldürdüğü iddia ediliyor. Tüm hayvanları katlediyorlar. Sadece kuşlar sağ kalıyor ama onlardan korunmak içinde şemsiyeler var. Bir süre sonra et ihtiyacını karşılamak için “özel besi” eti yenebilir propagandası başlıyor. Bir geçiş dönemi ile birlikte bazı özel insanlar hayvan gibi yetiştiriliyor, ses telleri kesiliyor. ( Bu özel besi için harcanan teknoloji ile o hayvanlar virüsten kurtarılamaz mıydı? Nüfusu azaltmak için mi bu yapıldı kısmı sorgulanıyor )
Kahramanımız Marcos Tejo ülkenin en iyi özel et kesim merkezinde patronun sağ kolu. İşinin en iyisi. Ama o bu yapılanlara dayanamıyor. Et yemiyor. Babasının özel bakım evi ücretini karşılamak için orada çalışmak zorunda. Onun gözünden süreci, yaşananları, kendi aile sorunları işleniyor.
İnanılmaz tasvirler var. İlk başlarda yavaş ilerliyor derken birden elinizdeki kitap bitmiş. Mideniz kalkıyor ama okumadan da olmuyor. İşin en kötüsü bu yazılanlar benim için distopya değil. (Hatta av merkezinde yaşanan bazı olayların gerçek hayatta yaşandığı iddia edilmişti.) Hayatta olmaz diyemiyorum. Belki uzak gelecekte yaşanabilir.
Bence okunması gereken, çok başarılı bir kitap...
Zweig okumak isteyince ilk olarak “Amok Koşucusu”nu önerdiler. Yazarın en iyi kitaplarından biri imiş. Ve bilin bakalım ben ne yaptım? Elimde bu bilgi olmasına rağmen gidip 2 farklı kitabını okudum ve ikisini de sevemedim. Amok Koşucusu’nu da okuyup zirvede bırakmayı planlıyorum.
Kitap bana daha çok bir zengin bebe şımarıklığı gibi geldi. Zenginliği aileden gelen ve emek sarf etmeden, çalışmadan, yaşayıp giden bir adamın rutin hayatından sıkılması ve bir günde yaşadığı uyanış diyebiliriz özetle. Fakat yaşanan değişim , bir biletin üstüne yatmakla başlayan o egoist kendine uyanış, çok havada kaldı sanki. Birdenbire aydınlanması, fakir teba bulsun diye yerlere bile !!! para atarak eve gelmesi çok geçmiyor insana...
Zweig ikinci novellasını okudum. Açıkcası kitapların matematiği de sıktı beni. Tek kişinin ağzından, neredeyse 0 dialog, uzun betimlemeler, bazen tek cümle gibi paragraflar ve sürekli bir insan psikolojisi çözümleme işi.... (Yazar insan psikolojisi konusunda baya çalışmış, bu konuya takıkmış, hatta Freud ile yazışmaları da mevcut.)
Sorun Zweig’de degil bende. Uzun betimlemeleri bir türlü sevemeyen, sıkılan ruhumda... Kısaca 69 sayfa kitabı ancak 3 günde bitirdim. Herkesin methiyeler düzdüğü kitap bana çok hitap etmedi.