Olduğum gibi hissediyorum; reddedilmiş. Hep daha fazla reddedilmiş hissediyorum. Nasıl daha önce annem tarafından reddedildiysem, şimdi de kendi kendimi reddediyorum. Bir çocuğu, olduğundan tamamıyla farklı biri olmasını isteyerek nasıl sevebilir ki insan? Ben olduğumdan daha farklı biri olmamı istiyorum hep. O zaman ben kendimi sevemem ve başkalarının beni sevebileceğine inanamam. O zaman kimi seviyorlar ki? Olmadığım beni mi? Sevebilmeleri için değiştirebildikleri insanı mı?
“Çocuklukta doğan beklentiler o kadar güçlü olabilir ki, nihayet anne ve babamızın olmamızı istediği gibi olmak ve böylece sevgi yanılsamasını sürdürmek için, bize iyiliği dokunacak her şeyden vazgeçeriz.”
Şimdi düşünüyorum da, o zamanlar, hayatın kendisinin askıya alındığı bir sürekli müsveddesi içinde yaşıyorduk sanki. Süregelen gerçek hayat bizim yaşantımızın çok uzağında bir yerde kalıyordu.
Sen benim ilk evimdin. Yaralı bir çocuğa açabilecek sağlam kollar vaat eden ilk umudumdun. Sen yanımdayken rastladığım her çocuğu kendi çocuğum sandım. Sen yanımdayken içimdeki öksüz çocuk kalabalık bir aile oldu sandım.
Bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden yok muydu bizi yaklaştıran? Aramızdaki boşluğu nasıl doldurmalıyım? Sen olmadan seni nasıl öğrenmeliyim?