ŞEHİR

Yahudilerin bugün kendi tarihlerinden ne anladıklarını düşündüğümüzde kaçınılmaz gibi görünen bu yanlış anlama esasen Kudüs'te yapılan duruşmanın bütün başarısızlıklarının ve kusurlarının kaynağıdır. Duruşmaya katılanlarının hiçbiri, geçmişteki bütün vahşetlerden çok daha farklı bir doğaya sahip olan Auschwitz'in gerçek dehşetini açıkça kavrayamadı; zira iddia makamı, keza hâkimler, Auschwitz'i Yahudi tarihindeki en korkunç pogromdan başka bir şey olarak görmüyorlardı. Dolayısıyla Nazi Partisi'nin başlangıçtaki antisemitizminden Nürnberg Yasaları'na ve oradan da Yahudilerin Reich'tan tehcir edilmesine ve son olarak da gaz odalarına uzanan dosdoğru bir yol olduğunu düşünüyorlardı. Ne var ki siyasi ve hukuki açıdan, bu "suçlar" sadece vahametleri bakımından değil, esasları itibariyle de farklıydı.
Sayfa 273·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Korsan-uluslararası bir ceza kanunu olmadığında tek meşru yasal ilke sayılan- kanunların mülhiliği ilkesi kapsamına, herkesin düşmanı olduğu, dolayısıyla herkes tarafından yargılanabileceği için değil; açık denizlerde suç işlediği ve açık denizler de kimseye ait olmadığı için girmez. Üstelik "bütün yasaları hiçe sayarak hiçbir bayrağa itaat etmediğini gösteren" korsan (H. Zeisel, Britannica Book of the Year, 1962), tanım gereği sadece kendisi için bu işin içindedir; bütün örgütlü toplulukların dışında kalmayı seçtiği için kanun kaçağı sayılır ve bu nedenle "herkesin" düşmanı haline gelmiştir.
Sayfa 267·Kitabı okudu
Alıntı
Sözlerine şöyle devam etti: "Baylar, kısa bir süre sonra tekrar görüşeceğiz. Bütün insanların kaderi bu. Çok yaşa Almanya, çok yaşa Arjantin, çok yaşa Avusturya! Sizi unutmayacağım." Ölümle burun burunayken, cenaze merasimlerinin klişelerinden birini bulup çıkarmıştı. Darağacında, hafızası ona son bir oyun oynadı; bir "sevinç hissi" duyuyordu, bunun kendi cenazesi olduğunu unutmuştu. Son dakikalarında, insanın kötülüğüyle ilgili bu uzun dersin bize ne öğrettiğini özetliyordu sanki - korkunç, fikre ve zikre direnen kötülüğün sıradanlığı.
Sayfa 258·Kitabı okudu
Alıntı
Mahkeme onu anlamadı: Asla Yahudilerden nefret etmemişti, asla bir insanın öldürülmesini istememişti. Suçu itaatinden kaynaklanıyordu, oysa itaat her zaman bir erdem olarak methedilirdi. Nazi liderleri onun erdemini istismar etmişti. Yöneticilerden değildi, kurbandı; ölüm cezası sadece yöneticilere müstahaktı. (Düşük rütbeli diğer savaş suçluları gibi iyice ileri gidip, ona "sorumlulukları" dert etmemesi gerektiği söylendiğinden; kaçıp -intihar ederek veya asılarak- onları "terk ettikleri" için, asıl sorumluları mahkemeye çıkarmanın artık mümkün olmadığından şikâyet etmedi.) "Beni öyle göstermeye çalışsalar da ben canavar değilim," dedi Eichmann. "Bir safsataya kurban gittim." "Günah keçisi" lafını kullanmasa da, Servatius'un söylediklerini onaylıyordu: "Başkalarının yaptıklarının cezasını çekmek zorunda olduğu için büyük bir üzüntü duyuyordu." İki gün sonra, 15 Aralık 1961 Cuma, sabah dokuzda, ölüm cezası ilan edildi.
Sayfa 253·Kitabı okudu
Alıntı
Hatırlayacak olursak, Eichmann ısrarla sadece itham edildiği suçlara "yardım ve yataklıktan" sorumlu tutulabileceğini, hiçbir zaman kastin apaçık olduğu bir suç işlemediğini savunmuştu. Neyse ki hâkimler, iddia makamının Eichmann'ın bu konuda yanıldığını ispatlayamadığını fark ettiler. Zira önemli bir noktaydı bu; sıradan olduğunu söyleyemeyeceğimiz bu suçun ve sıradan olduğunu söyleyemeyeceğimiz bu suçlunun özüyle ilgiliydi. Dolayısıyla tuhaf bir biçimde, aslında ölüm kamplarında "cinayet aletini kendi elleriyle" kullananların kamplarda kalanlar olduğu da fark edildi. Hâkimlerin bu noktayla ilgili olarak söyledikleri doğrudan da öte, hakikatin ta kendisiydi: "Ceza Kanunu'nun 23. Maddesi uyarınca, sanığın faaliyetleri, tavsiye verme suretiyle suça azmettirme ve başkalarının işlediği suça yardımdır." Ancak, "sözü edilen suçun ne kadar büyük ve ne kadar karmaşık olduğu, farklı düzeylerde farklı faaliyetlerle pek çok insanın -planlayanların, organize edenlerin, bu fiillerde bulunanların katılımıyla gerçekleştirildiği göz önünde bulundurulursa, her zamanki gibi cinayete azmettirme ve yardım kavramlarına başvurmanın faydası yoktur. Zira bu suçlar hem kurbanların hem de suçu işleyenlerin sayısı bakımından kitlesel suçlardır; sorumluluk derecesi açısından, suça katılanların kurbanı fiilen öldüren katile yakın veya uzak olmalarının hiçbir önemi yoktur. Bilakis genelde cinayet aletini kendi elleriyle kullanan kişiden uzak- laşıldıkça, sorumluluk derecesi artar.
Sayfa 252·Kitabı okudu
Alıntı