ŞEHİR

Siyasi bir bakış açısıyla ifade edecek olursak söz konusu hikâyeler, bu dehşet ortamında insanların çoğunun boyun eğeceğini, ama bazılarının eğmeyeceğini anlatır. Keza Nihai Çözüm'ün teklif edildiği ülkelerle ilgili hikâye, aynı şey daha başka yerlerde de "olabilirdi" der, ama her yerde olmadı. İnsani açıdan bakarsak, bu gezegenin insanların yaşamasına uygun bir yer olarak kalması için başka bir şey, daha fazlası gerekmez.
Sayfa 239·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İddia makamının bu son tanığı Aharon Hoter-Yishai artık avukatlık yapıyordu; Filistin'e yasadışı göçü düzenlemekle sorumlu Aliyah Beth örgütünün himayesinde yürütülen, Avrupa'da hayatta kalan Yahudileri bulmaya yönelik girişimlerin koordinasyonuyla görevliydi. Hayatta kalan Yahudiler, Avrupa'nın dört bir yanına dağılmış sekiz milyon mültecinin, Müttefiklerin en kısa zamanda ülkesine geri göndermeyi istediği gezici bir insan yığınının arasına karışmıştı. İşin kötü tarafı, Yahudiler de eskiden yaşadıkları yerlere gönderileceklerdi. Hoter-Yishai, "savaşçı Yahudi milletinin" üyeleri olduklarını söylediklerinde kendisinin ve dava arkadaşlarının nasıl karşılandıklarını; "üzerine mürekkeple Davud'un Yıldızı çizilmiş bir kumaşı bir sopaya geçirmenin" neredeyse açlıktan ölmek üzere olan insanları o tehlikeli kayıtsızlık halinden çıkarıp kendilerine getirmeye yettiğini anlattı. Ayrıca, "mülteci kamplarından ayrılıp bir biçimde evin yolunu bulanların" dönüp dolaşıp başka bir mülteci kampına geldiğini, zira "ev" diyebilecekleri bir yerleri kalmadığını anlattı. Mesela, küçük bir Polonya şehrinde yaşayan altı bin Yahudiden sadece on beşi hayatta kalmış, bu Yahudilerin de dördü geri döndüklerinde Lehler tarafından öldürülmüştü. Son olarak da, kendisinin ve başkalarının, Müttefiklerden önce davranıp iade girişimlerini durdurmaya çalıştıklarını, ama çoğu zaman geç kaldıklarını anlattı: "Theresienstadt'tan sağ çıkan otuz iki bin kişi vardı. Birkaç hafta içinde sadece dört bin kişi kaldı. Yirmi sekiz bin kişi ya çoktan geri dönmüştü ya da dönüş yolundaydı. Orada bulduğumuz dört bin Yahudiden biri bile doğup büyüdüğü yere geri dönmedi, çünkü bu arada nereye dönecekleri belli olmuştu" -- dönecekleri yer o zamanın Filistin'i, kısa bir süre sonra İsrail olacak topraklardı. Bu ifadede, belki
Sayfa 232·Kitabı okudu
Alıntı
" Bazı açılardan çok zor olan sorunların, halkımızın daimi güvenliği için, bazen amansız sertlikle çözülebilmesi eşyanın tabiatı icabıdır "
Sayfa 168·Kitabı okudu
Alıntı
Eichmann Hitler için şunları söylüyordu: "zaman, onun en baştan beri hatalı olduğunu gösterebilir ama ortada su götürmez bir gerçek var: Bu adam Alman ordusunda onbaşılıktan başlayıp yaklaşık seksen milyon insanın Führer'liğine kadar geldi.... Tek başına başarısı bile bana bu adamın emrine girmem gerektiğini gösteriyordu." "Üst tabaka"nın da kendisi gibi gayret ve şevkle karşılık verdiğini görünce, Eichmann'ın vicdanı gerçekten rahatladı. Hâkimlerin sandığı gibi "vicdanının sesine kulaklarını tıkaması" gerekmiyordu artık; vicdanı olmadığından değil, bilinci "saygıdeğer bir sesle", etrafındaki saygıdeğer toplumun sesiyle konuştuğundan.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Alıntı
Dolayısıyla, asıl mevzu bu adamların vicdan azabından nasıl kurtulacağı değil, fiziksel acıyla karşılaşan bütün normal insanları etkileyen o hayvani merhamet duygusunu nasıl aşacağıydı. Anlaşılan kendisi bu içgüdüsel tepkilerden yana bayağı dertli olan Himmler'in numarası çok basit ve muhtemelen de çok etkiliydi: İnsanın bu içgüdüleri kendine çevirir gibi yapıp dışındaki bir şeye yöneltmesinden ibaretti. Böylece katiller, "İnsanlara ne korkunç şeyler yaptım!" demek yerine, "Görevlerimi yerine getirirken ne korkunç şeyler görmek zorunda kaldım, bu görevin omuzlarıma yüklediği yük nasıl da ağır!" diyebiliyorlardı.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Alıntı