Bu Kral, 1628-1631 yılları arasında, içlerinde çocukların da bulunduğu 900 cadılık suçlusunu yaktırmıştı. Aynı yıllarda üç ya da dört yaşını tamamlamamış çocuklar bile şeytanla cinsel ilişkide bulunmakla suçlanmışlardı. Ebeveynleriyle birlikte cadıların cumartesi ayinlerine katılmaktan suçlu bulunan bu çocuklar, anne babaları odun ateşinde yakılırken, alevlerin önünde kırbaçlanıyorlardı.
Geç ortaçağın korkular ve kuşkularla dolu atmosferi, doğrudan kadınları ilgilendiren sonuçlar doğurmuştu. Bunlar, cinlere, kötü ruhlara aşırı ilgi ve bunların gerçekten var olduklarını kanıtlamak için gösterilen çabalar olarak özetlenebilir. Tarihçi Walter Stephens bu anlayışı şu cümle ile özetliyor: “Şeytanın varlığı kanıtlanmadan, Tanrı’nın varlığı da kanıtlanamaz.”
Heer’a göre, “bir hayvanın ya da insanın her sakat doğmuş yavrusu, her ölü doğan çocuk, her açlık ya da bulaşıcı hastalık salgını ardından hemen, bunlara neden olan bir suçlu aranıyor, bulunan ilk suçlu da hemen her zaman Yahudiler oluyordu. Yahudiler Avrupa’dan kovulduktan sonra onların yerini kadınlar, yani büyücü cadılar aldı.” 14. yüzyıl sonundan 17. yüzyıl sonuna kadar süren cadı avlarında binlerce, on binlerce kadın kurban edildi.