Çocukları tanımıyoruz. Onları yetiştirmek için kullandığımız usûller yanlıştır. Tabiat, çocukların büyük olmadan evvel çocuk olmalarını istiyor. Bizse onların çocuk olmadan evvel büyük olmalarına çalışıyoruz. Bu tabiat nizamını alt üst etmeye kalkarsak öyle turfanda meyveler yetiştirmiş oluruz ki, bunların ne olgunluğu ne de lezzeti kalır; hepsi çarçabuk bozulur, çürür gider. Çocukluğun kendine has duyma, düşünme tarzı vardır.
Şuurumuzun altı bir depodur. İçinde yalnız kendi hayatımızın hatıraları, yaşanmış binlerce anın tesirleri, intibaları ve bunlara bağlı inançlar, fikirler, emeller, korkular. Değil içinde bulunduğumuz cemiyete, onun tarihine, atalarımızın kanımıza doldurduğu ırsî özelliklere de bağlı zengin bir muhteva vardır. Bazen bu deponun içinde haberimiz olmadan bir kargaşalık çıkar. Sebebini bilmeden buhranlar geçiririz. Bu sebepler ne olursa olsun, şuurumuzun altına nizam veren bir kuvvet vardır. O da Allah’a ve kitabına inancımızdır.
Vücudumuzu temizlemek mümkündür. Fakat ruhumuzun, şuurumuzun üstünü, altını ve hafızamızı günlük hayatın kirli tesirlerinden kurtaran bir ruh banyosu yapmamız mümkün müdür?