“Aydınlıkta kalanlar karanlığa direnmek için kendilerini feda etti. Kimi ağladı kimi delirdi; kimi kendini suçladı kimi gülüp geçti. Kalbini göğüs kafesinden söküp bir sandığa saklayan da oldu, sessizliğe gömülmeyi seçen de. Direnenler sessizliğe arkasını dönüp onu geride bıraktı. Oysa sessizlik duymasını bilene en yüksek ses, görmesini bilene ise hayata karşı bir isyan, güçlü bir direnişti.”
“Önünden geçtiğin bu duvarın ardında çocukların geleceğini öldürüyorlar ve sen öylece geçip gidiyorsun. Başını önüne eğ, fark et, bastığın yer o çocukların mezarları”
“Nasıl olurdu da bu kadar bir olmak isterdim onunla? Ruhum nasıl ruhuna karışsın, dudaklarım dudaklarına dönüşsün, ellerim her an üzerinde gezinsin isterdim? Bir insanı bu kadar istemek normal miydi? Bir insanı bu denli istediğinde başının böyle dönmesi, gözlerinin kararması, kulaklarının zonklayarak çınlaması ve nabzının damarlarını yırtacak gibi yükselmesi normal miydi?”