Toprak

Toprak
@beyoglucu
Beyoğluyum ben rüzgarlar, öğrenciler, yağmurlar kadar eski. Dünyanın ilk günleri ilk sakinleri gibi eski.
Beyoğlu'nun En Güzel Ablası
İstanbul
İstanbul
61 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·357 syf.··
2022 2. kitabı
Dünyayı kurtarmayan ama çayı şekersiz içiren kitap. “Günlük” kılığına girmiş bir komedi dizisi gibi. Felsefi sorgulamaları, sosyolojik çıkarımları, psikolojik analizleri siktir edip de öyle okuyun. “Derinlik” değil, “çerezlik”... Patlamış mısır gibi; havalı, şişirilmiş ama yerken zevkli. Kitap, yalnızlığın “Reklamı Geç” tuşu, gerginliğin “ara bul, takıl” butonu, sabah altıda uyanıp “şezlong kapma” derdine düşen seküler dayının elindeki havlu... Mutsuzken okursanız gülüşleriniz manav reyonundaki poşetler gibi cılız olur. Yani kitap “iyi” veya “kötü” diye bir durum yok; siz neyseniz o! “Ne okuyorum lan ben?” dedirten okumalar dilerim.
Küçük Aptalın Büyük DünyasıPucca · Okuyan Us Yayınları · 20126,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·90 syf.··
2022 5. kitabı
Sadece bir mahkumun darağacına yürüyüşünün hikayesi değil, aslında “insan” denilen varlığın panoramasıdır. Ölümü bilen tek canlı olan insanın ölmeyecekmiş gibi yaşaması, öleceğini bilmeyen hayvanın ise ölecekmiş gibi yaşaması… Bu paradoksun izini süren kitap, bizi hayat ile ölüm arasındaki o ince, keskin ve kaçınılmaz çizgide yürütüyor. Hugo, idam mahkumunun sesiyle aslında her birimizin içindeki “idamını bekleyen insanı” konuşturuyor. İnsanın ölüm korkusunu yenebilmesi için, belki de ancak “öldüğünü farzederek” yaşaması gerektiğini fısıldıyor satırlar. Dünya bir zindansa, insan burada hapsedilmiş bir mahkum; ölüm ise kaçınılmaz bir infaz. Dolayısıyla Hugo, idamı bekleyen kahramanı üzerinden “dünyayı” anlatıyor. Kitap, mahkumun daralan umutları ile insanlığın umuda tutunma çabası arasında köprü kuruyor. Her sayfada, Esaretin Bedeli’nden tanıdık o ses çınlıyor: “Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez.” Hugo, sadece bir bireyin trajedisini değil, aynı zamanda Batı’nın maskelenmiş yüzünü de gösteriyor. Ön yargıların bir ruhsal hastalık değil; karakter meselesi olduğuna dikkat çekiyor. Böylece mesele bireysel bir trajediden çıkıp kültürel bir sorgulamaya dönüşüyor. Romanın kuvveti ise yalınlığında. Cümleler ne gösterişe kaçıyor ne de laf kalabalığına boğuluyor. Tasarruflu ama zarif; sert ama dokunaklı. Abartıya başvurduğunda bile yerinde, dozunda. Hugo’nun kalemi bir yargıç gibi değil, bir cellat gibi değil; tam aksine, insanın en derin yerlerine işleyen bir vicdan gibi konuşuyor. Üstelik bu sadece kahramanla kurulan bir empati değil. Satırlardan sızan Hugo’nun kendi iç dünyası, kendi yaşanmışlığı da okura yansıyor. Mahkumun duyguları ile yazarın duygu dünyası arasında kurulan bağ, okuyucuya çift yönlü bir empati deneyimi
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,8bin okunma
Puan vermedi
Bana “hayvanlar üzerinden yazılmış bir siyasi manifesto okuyacaksın” deseler, güler geçerdim. Ama Orwell’in Hayvan Çiftliği, tam da bu ciddiyetsizlikten beslenerek insanın suratına tokat gibi iniyor. Çocukluğumda çizgi filmlerde hayvanlarla kurduğum masum bağ, bu kitapta yerle bir oldu. Çünkü Orwell’in hayvanları masumiyeti değil, iktidarın çıplak yüzünü temsil ediyor. Domuzların üzerinden işleyen bu yergi, bir fabl kılığına bürünmüş siyasi röntgen filmi gibi. Ezen–ezilen ilişkisi, devlet–vatandaş münasebeti… Orwell bunları laboratuvar ortamına taşır gibi hayvan metaforlarına yerleştiriyor. Sadece devletin değil, toplumun bütün çarpık mekanizmalarını göz önüne seriyor: güce tapan, söze kanan, sorgulamaktan korkan kitleler ve iktidarı eline geçirince insanı aratmayan hayvanlar. “Hayvanlar mı daha insancıl, insanlar mı daha yırtıcı?” sorusuna cevap vermek imkansızlaşıyor. Çünkü Orwell, insanla hayvan arasındaki çizgiyi bilinçli olarak silikleştiriyor. Roman ilerledikçe anlıyorsun ki mesele ne insan ne hayvan; mesele iktidarın kirli doğası. Ama işte tam burada zorluk başlıyor: Böyle popüler bir eser hakkında yazmak zor. Çünkü herkesin ortaklaştığı düşünceler var, herkes aynı noktaları işaret etmiş. Farklı bir şey söylemek istediğinde ise olay örgüsünden bahsetmek spoiler vermek gibi geliyor insana. Henüz kitabı okumayan biri için, sanki hiç izlemediği filmin sonunu anlatıyormuşsun gibi… Hayvan Çiftliği, masal kitabı görünümlü bir iktidar manifestosu. Orwell, basit bir hikayeden insanlığın en çetrefilli sorusunu çıkarmış: Güç insanı mı yozlaştırır, yoksa insan zaten yoz mudur? Kitap bu sorunun cevabını okura bırakıyor. Belki de bu yüzden etkisi hiç bitmiyor. Çünkü ne zaman çevrene baksan, duvardaki o değiştirilen emirleri, koyunların melemelerini ya da domuzların iki
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,9bin okunma
Puan vermedi·76 syf.··
2022 1. kitabı
Ben melankoliyi Sylvia Plath’tan, Sagopa’dan değil, Didem Madak’tan öğrendim. Çünkü onun dizelerinde melankoli bir edebiyat malzemesi değil, yaşanmışlığın bizzat kendisidir. Her satırında istemsizce “Ne yaşadın be bacım?” dedim. Çünkü başka türlü bu kadar içli satırlar yazması imkânsız. Tarık Tufan’ın da dediği gibi: “Allah insanı ince bir ‘ah’tan yarattı. En iyi Didem bilir bunu.” Didem’in kaleminde “ah”, bir ünlemden ibaret değildir; insanın göğsünde yıllarca biriken ağırlığın, boğazda düğümlenen kelimelerin ve gözlerden dökülmeyen yaşların sembolüdür. “Ah’lar Ağacı”, bir şiir kitabı değil; kalbin laboratuvarı, kederin arşividir. Didem Madak, kendi hayatını kâğıda dökerken, aslında bizlere bir röntgen filmi sunar: kırık kalpler, çatlamış hayaller, kireçlenmiş umutlar... Melankoliyi anlatmaz; sana bizzat tattırır. Okurken, sanki bir podcast açmışsınız da Didem kendi sesiyle anlatıyor gibi gelir. Üstelik öyle bir ses ki, bazen yaralayıcı bir alay, bazen bir çocuk saflığı, bazen de yıllar boyu bastırılmış öfkenin yankısıdır. Cümlelerin dansı, imgelerin koreografisi... Didem Madak’ın dünyasında dil, bir dans pisti gibidir. Kimi zaman vals yapar kelimeler, kimi zaman halay çeker; ama hiçbir zaman sahneyi terk etmez. Öylesine canlıdır ki, okuyan değil, dinleyen olursun. Didem Madak’ın “Ah’lar Ağacı”nı okumak; onun göğsünde biriken bütün “ah”ların gölgesine girmektir. Başkasının acısında kendini bulmak, kendi acına onun kalemiyle isim koymaktır. “Ah” dediğimiz şey aslında hepimizin ortak dili, ama onu en güzel Didem Madak konuşuyor.
Ah'lar AğacıDidem Madak · Metis Yayıncılık · 202126,4bin okunma
Bir Başkaldırının Romanı
Puan vermedi·438 syf.··
2022 3. kitabı
Yaşar Kemal, Türk edebiyatının sadece bir romancısı değil, aynı zamanda Anadolu'nun vicdanıdır. Kırsalın insanını en iyi tasvir eden yazarların başında gelir. Onun kaleminde köylü, sadece bir figür değil; acının, umudun, başkaldırının yaşayan timsalidir. İnce Memed ise bu vicdanın ete kemiğe bürünmüş halidir; zulme karşı bir çığlık, adaletsizliğe karşı dimdik bir duruş, yoksulluğun ortasında büyüyen bir kahraman... Yaşar Kemal, Anadolu insanını öylesine tasvir eder ki, okurken neredeyse toprağın kokusunu alır, alın terinin tuzunu hissederiz. “İsyanı anlamla, başkaldırıyı duyguyla yoğurmak” tam da budur işte; halkın kendi kabında pişirdiği o büyük destan. İnce Memed sadece bir bireyin değil, bir sınıfın hikayesidir. Roman bize şunu hatırlatır: zulüm bitmez, tıpkı fedakârlığın da bitmeyeceği gibi. İyilik kadar kötülük de vardır, kahramanlık kadar ihanet de… Önemli olan sonuç almak değil; safını belli etmektir, hakkın yanında durabilmektir. İşte İnce Memed, bu duruşun simgesidir. Ne yazık ki bizler, Robin Hood’u gayet iyi tanırken, kendi topraklarımızın kahramanı İnce Memed’i gerektiği kadar sahiplenmedik. Oysa ki o, bir Recep İvedik’in doldurduğu boşluktan çok daha fazlasını hak ediyor. Leonidas’ı bağrımıza basarken, kendi köylü çocuğumuzun kahramanlığını görmezden geliyoruz. The Godfather’a hayran olurken, kendi destanımızın yiğidini küçümsüyoruz. Bu topraklarda kendi kahramanımızı yaratmaktan aciz bir “aşağılık kompleksi” içinde debelenip duruyoruz. Roman, okuru bazen duygu seline sürüklüyor, bazen de sessiz bir göl gibi sakinleştiriyor. Bir oturuşta bitirmek isteyeceğiniz kadar sürükleyici; ama bitmesin diye azar azar okuyacağınız kadar da kıymetli. Yaşar Kemal’in dili yalın, üslubu akıcı... İşte bu yüzden İnce Memed sadece bir roman değil, edebi bir
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,5bin okunma