Hikmet Avcısı

Hikmet Avcısı
@beyond_the_seen
Gazi Üniversitesi İstatistik 3. Sınıf Öğrencisi 2024 ve 2025 Halk Kütüphanesi Ödüllü Okur Kitap Yazarı Kitap Avcısı Beni bilimle anla, felsefeyle anla...
Elbette hayat başarısı çok boyutlu bir mesele ve çaba gösteren pek çok kişi başka bir alanda da olsa potansiyelini bir şekilde gösteriyor ama benim içimde hep bir ukde olarak kaldı ki potansiyelimi üniversite sınavlarında da gösterebilmeyi çok isterdim. Sorumluluklarımı inkâr etmiyorum, kesinlikle daha fazla çaba göstermeliydim ama şu da bir gerçek ki 3 kere girdiğim YKS'lerin üçünde de sıra dışı aksilikler yaşadım. Mesela 2023 YKS'ye eşit ağırlıktan hazırlanmaya başlamıştım, sınava 3 ay kala sayısala geçtim, bu geçiş o kadar sancılıydı ki sınava hiçbir sıralama ve bölüm hedefi olmadan, neredeyse hiç deneme çözmeden, büyük oranda eski bilgilerimle girdim. Bundan pişman değilim, daha doğrusu isyan etmiyorum, yanlış anlaşılmasın ama olabilecekken olmaması ister istemez üzüyor insanı çünkü teoride çok mümkündü pek çok şey. Hayırlısı ne ise o olsun tabii, neticede asıl önemli olan o. Peki ya siz hayatınızın bir ânına geri döndürülme şansınız olsa hangi anı tercih edip farklı bir gelecek temenni ederdiniz?
Reklam
Soğuk duşlar aldıracak yazılarımdan biri daha. Biz niye namazın 1 ve 3. rekatlarında secdeden sonra ayağa kalkıp 2 ve 4. rekatlarında oturuyoruz? ChatGPT ile muhabbet edince: "Dolayısıyla bu ritüelin kaynağı sahih hadislerdir. Bu hükmü verenler İbn Hacer el-Askalânî, Nevevî, İbn Salah, Zehebî gibi büyük muhaddisler ve fıkıh mezheplerinin kurucu ve takipçi alimleri." yanıtlarını aldım. Bu da demek oluyor ki namazlardaki oturuşlar ve hatta rekât sayıları bile birtakım alimlerin kanaatleriyle belirlenmiş. Soru şu: Onların bu kanaatleri mutlak doğru mudur? Bence değildir çünkü ne kadar sahih dersen de günün sonunda onun sıfatı rivayet. Yanlış anlaşılmasın; ben Freud'u da umursamıyorum, Aristo'yu da, şöhret sahibi diğer pek çok ismi de; buna has bir durum yok ortada, tamamen benim kafamın dikine gidişimle alakalı bu. Bunca yazıyı o dik kafalılık ve cüretkârlıklar sayesinde okuyorsunuz zaten. İslam kolaylaştırıcı bir din iken, Kuran kolaylaştırılan bir kitap iken bu ikisini zor göstermek için elimizden geleni yaptık. Tekrar söylüyorum: İslam bir ritüeller dini değildir; bir özler ve anlamlar dinidir, en azından benim kendi tımarhanelik (!) dünyamda böyle.
Din
Başörtüsü, takke, namaz... bir insanı dindar gösteren ne varsa al paketle ve bunlar evlilik için neden çok fazla anlam ifade etmez yaz, iki nokta üst üste koy: Başında örtü var ama takvasında örtü var mı; o örtü boş işlere karşı aklını da örtüyor mu, günah olmasa da etik olmayan davranışlara karşı ahlakını da örtüyor mu, kötü duygulara karşı kalbini koruyor mu o örtü, takke veya namaz? İsraf genelde para olarak tahayyül ediliyor; anlamsız işlerde nefse tapılarak geçirilen bir hayat israfı var ortada. Bir gönlü haksız yere incittikten sonra neye yarar dindarlığın? Dil ile iman etmişsin ama zihnin, ruhun, kalbin, eylemlerin... bambaşka dinlere mensuplar sanki. Örtü takmışsın haram yerlerin görünmesin diye ama kendini bütün namahrem karşı cinslere göstermişsin seni beğensinler diye. Bu ne yaman çelişki heyhat! Bilesin ki ancak kendini kandırırsın ey insan!
Din
Tembellik eden ruha sesleniş: Sen bu kadar küçük hesapların insanı değilsin be! Yakışıyor mu sana?! O kadar düşündün, o kadar öğrendin, fark ettin, gerçeği gördün; bunların bir anlamı olmalı, öyle değil mi? Herkes gibi davranacaksan bunca zorluğa niye katlanıyorsun ki? Kendine yazık etme, haksızlık da etme; saygı duy, değer ver biraz. Çok daha olgun ve asil hayatlara layıksın, kendini bundan mahrum etme.
Duygu ve Düşünce
Üniversite yıllarında yaz tatilleri hem dinlenme hem de birer gelişim fırsatıdır. Bu bilinçle ben de bu yaz: Carlo Rovelli'nin "Gerçeklik Göründüğü Gibi Değildir" Nazife Şişman'ın "Günün Kısa Tarihi" Paulo Coelho'nun "Veronika Ölmek İstiyor" Şahin Doğan'ın "Hakikatin İzinde" Ferit Edgü'nün "Hakkari'de Bir Mevsim" İhsan Fazlıoğlu'nun "Kendini Aramak" ve Zülfü Livaneli'nin "Serenad" isimli kitaplarını okudum, bunların birkaç katını da beğenmeyerek yarıda bıraktım. En büyük hedefim kendi projelerimi üretebilecek kadar Python öğrenmekti. Bu doğrultuda Nichola Lacey'in "Python by Example: Learning to Program in 150 Challenges" kitabının yarısını tamamladım, temel Python'un büyük bir kısmını örnek sorularla tekrar ettim, hatta bir örnek sorudan ilham alarak Blackjack (Yirmibir) isimli kart oyununun kodunu da yazdım. Staja gittiğimde yapay zeka araçlarını etkili kullanmanın ne kadar önemli olduğunun bir kez daha farkına vardım. Veri analizi ile alakalı gözümde büyüttüğüm bazı korkularımın ne kadar yersiz olduğunu ve nerelere daha çok odaklanmam gerektiğini görmüş oldum. Müfredatın ötesindeki öğrenme eylemini bir kez daha deneyimledim. Excel'i yeterince bilmiyordum ve bu, öz güvenimi aşağı çekiyordu, şimdi artık bu konuda daha bilgiliyim. Bugün yapay zeka araçlarını kullananlar sanki hiçbir şey bilmiyorlarmış ve yapmıyorlarmış gibi küçümseniyor, oysa aynı perspektiften bakıldığında bir pilot da uçağı uçururken görünürde birkaç düğmeye basıyor sadece ama onun arkasında ciddi bir bilgi ve emek olduğunu biliyoruz. ChatGPT ve türevleri de benzer şekilde doğru promptu girmeden ve doğru soruları sormadan istenen çıktıları vermiyorlar, herkes bu araçları aynı verimde kullanamıyor. Eğer yapay zeka araçları olmasaydı stajımın basit bir Excel veri girişinden ibaret olması hiç de
Duygu ve Düşünce
Reklam