Ego, öz güven, kibir... bunlar hayatta kalmak ve hayat başarısı için de neredeyse birer zorunluluk ama bunların dile gelmesi tam tersi etkiyi yaratıyor. Tıpkı bir kimyasalın çok faydalı olmasına rağmen havayla temas etmemesi gerekişi gibi. İnsan doğası gereği bencil bir canlıdır, kendi iradesiyle de bu bencilliği pekiştirir. Bu bencilliği kaba kuvvetle boyun eğdirmek aşırı zordur. Misal sonsuz güce sahip tanrıya bile çok az kişi iman ediyor ama aynı insan âşık olduğunda bir kedi gibi aciz duruma düşüyor. Biz masumu severiz, güzele hayranlık duyarız, güçlüden ise korkarız. Bu üçünün doğru birleşimi ise içeride mutlaka bulunması gereken ego, öz güven ve kibrin dışarıya nasıl yansıması gerektiği konusunda önemli işaretler veriyor bize. Fazla masumiyet zayıflık olarak algılanır, ihtişamın içerisinde mutlaka biraz kaba kuvvet de lazım ama çok eser miktarda. Yani varlığını hissettirecek ama zaruri durumlar haricinde ortaya çıkmayacak. Kaba kuvvet yeterince olmazsa gene saygı görmezsin. Burada asıl güç unsuru ihtişam ve masumiyet. Biri hayranlığı (saygıyı), diğeri sevgiyi tetikler. Bunun daha vücut bulmuş karşılığı da şu: mütevazı, kibar, ince düşünceli, nerede neyi nasıl yapacağını bilen, panik yapmayan, kararlı, konuşması düzgün olgun insan hüviyetine bürünmüş bir öz güven, ego ve kibir bu işin en ideali. Tekrar söylüyorum, çok faydalı bunlar ama saf hallerini sadece senin iç benliğin barındırabilir, başkalarının bencillik duvarlarından geçirirken onun daha işlenmiş formlarını kullanman, daha farklı kalıplarda ve paketlerde servis etmen gerekir.