İnsan hiç sorumlu olmadığı şeylerle gereksiz ilgilenebiliyor. Bana diyorlar işte falanca toplumsal olay oldu filan. Ben de diyorum ki oradan bakınca cumhurbaşkanına mı benziyorum? Zaten milyon tane derdim var, başımı kaşıyacak halim yok, gelmiş bana çözmek için hiçbir yetkimin ve etkimin olmadığı bir problemi yüklemeye çalışıyorsun.
Garibanın tekiyim ben; dersime çalışırım, iyi bir insan olmak ve iyilik yapmak için çaba sarf ederim, Allah'a tevekkülümü ederim, zamanı gelince de göçer giderim, gerisi beni bağlamaz. Bir şey yaşanacaksa da yaşanır ve biter, şimdiden ağlamanın hiçbir anlamı yok.
Ve buna paralel olan tahtalı köy mevzusu, bilhassa sevdiklerinin bunu yaşaması: Zor, çok zor ama insan neye alışmadı ki şu hayatta... Samimi bir dostluğun bitmesi de fasonik ölçüde benzer etkiyi yaratıyor aslında. Yeri görünse de yeni birileriyle tanışıyorsun ve yola devam ediyorsun. Anlamı neye yüklüyorsan diğer her şey birer araç ve kenar süsü gibi kalıyor.
Anlamlı hayat bir görev, yaşlılık da eğer yaşanırsa bunun bir parçası. Birilerinin veya toplumun genelinin anlamı beyhude yerlerde araması bizi ilgilendirmiyor ki. Benim bir şeyi beğenmiyor oluşum onun yanlış olduğu anlamına gelmez. "İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister, insan çok acelecidir." bunun üstüne söz mü söylenir?
Tanrı bizim bir acıyı yaşamamızı dilediyse buna ne yapabiliriz ki sabretmekten ve dua etmekten başka? İsyan etmek neye yarayacak mesela elimizden bir şey gelmiyorsa? Önemli olan hayırlı ve doğru olanın gerçekleşmesi değil mi? Bize aklını, iradeni kullan, mümkün mertebe iyilik yap ve olgun bir insan olmaya çalış, sonra da ilahi iradeye güven denmiş; biz insanlığımızı yapalım, sonra da bırakalım da tanrı da tanrılığını yapsın; abuk sabuk triplere girmemiz oldukça komik.
65 yaşındaki, Allah korusun