Bir tesirsiz öğreti : 'Atalarını onurlandırmak'.
Xu Ailesinin kuşaktan kuşağa dillendirdiği fakat herkesin kendi hayatında buna yer vermediği omuzlara yüklenen sorumluluk. Fugui'de kendini bu sorumluluktan soyutlayıp bir sonraki kuşaktan umut bekledi. Ancak kendi onurunu çiğnemeden ve çiğnetmeden, saygıdeğer bir yaşam sürme öğretisi önem kazanmış olsaydı belki daha farklı olabilirdi.
Fugui, değişken hallerin insanıydı. Bazen hırçın bir canavar olup kendi canından olan canları acıtmayı soğukkanlı bir tarzla sürdürüyor, bazen nedense içindeki ufak bir merhametin köküyle dal veriyordu. Onun bu gelgitleri beni okurken yıpratmaya yetti. Kaldı ki "Xu ailesinden herkesin kötü bir yazgısı vardı. " Fugui de o ailenin bir üyesi, kitabın ana karakteri olmakla yerini aldı. Okurken bu kötü yazgıyı biliyor olmak her karakteri içimde misafir etmemi hatırlattı. Kitabın adı yaşamak olsa dahi, hepsi ölüm durağında teker teker indiler. En sonunda iki Fugui kaldı..
Biri çalışan fayda sağlayan ve yorulmuş yaşlı öküz Fugui..
Diğeri gençliğini servetini yiyip tüketen, bunu yaparken fark etmediği incelikleri ve kıymetini bilmediği canların pişmanlığını yalnız kalışında fark eden yaşlı Fugui..
Her şey zıttı ile değer kazanırdı.
Yaşamak, elbette ölümü anlatmakla olurdu.!
"Bir öküz, yarım insan demektir. Çalışırken bana yardım edebilir, boş zamanımda bana arkadaşlık eder ve sıkıldığım zaman onunla konuşabilirim. Onun yularını tutmak, bir çocuğun elini tutmak gibidir."