Beytullah Kurnalı

Beytullah Kurnalı

, bir kitap okudu
10/10
·1808 syf.··
Beğendi
·
35 günde okudu
·
2020 10. kitabı
Lev Tolstoy
8.8/10 · 25,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
irade-cehalet-medya sarmalı.
Ancak en güçlü cehalet aracının, yani medyanın yayılması sayesinde bilginin herkes için anlaşılacak bir şekle sokulduğu kendini beğenmiş çağımızda özgür irade sorunu öyle bir şekle sokulmuş bulunuyor ki kendisi bir mesele olmaktan çıkıyor. Zamanımızda çağdaş denen insanların çoğu, yani bir cahiller güruhu, bütün meseleyi çözmek için onun bir yanıyla ilgilenen doğacıların işlerini ele aldılar. Ruh da, özgürlük de yoktur, çünkü insanın hayatı kaslarına bağlıdır, kaslarsa sinirlere; ruh da, özgürlük de yoktur, çünkü biz bilinmeyen bir devirde maymundan çıktık, diyerek fizyoloji ve karşılaştırmalı zooloji ile gayretle kanıtlamaya çalıştıkları yasanın binlerce yıl önce tüm dinler, tüm görüşler tarafından kabul edilmiş olduğunu, hatta hiçbir zaman inkâr edilmediğini asla akıllarına getirmeden söylüyor, yazıyor ve basıyorlar. Doğal bilimlerin bu konudaki rolünün yalnızca onun bir yanını aydınlatmaya hizmet etmekten ibaret olduğunu görmüyorlar. Çünkü gözlem bakımından akıl ve iradenin ancak zihnin salgısı (secretion) olması ve insanın, genel yasaya uyarak, ilkel hayvanlardan çıkarak gelişebilmesi, binlerce yıl önce bütün dinler ve felsefi tezler tarafından kabul edilen, insanın doğa yasalarına tabi olduğu gerçeğinin yeni bir yanını açıklar; ancak özgürlük bilincine dayanan soruna kıl kadar katkısı olmaz.
Sayfa 871 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
iktidar-halk kavgası.
“Hareket eden bir gemi ne tarafa yönelirse yönelsin, her zaman önünde yarıp geçtiği dalgaların akıntısı görülecektir. Gemide bulunan insanlar için bu akıntının hareketi, görünen tek hareket olacaktır. Ancak bu akıntının hareketini yakından, her an takip ederek, bu hareketi geminin hareketiyle kıyaslayarak akıntının her anını geminin hareketinin belirlediğini ve biz de farkında olmadan hareket ettiğimiz için yanıldığımızı anlarız. Tarihsel kişiliklerin hareketini adım adım takip edersek (yani olayları doğuran koşulları, zaman içinde hareketin sürekliliği şartını yeniden yaratırsak) ve tarihsel kişiliklerin kitlelerle bağını gözden kaçırmazsak aynı şeyi görürüz. Gemi bir yönde ilerlediği zaman önünde hep aynı akıntı vardır; yönünü değiştirince önünde koşuşan akıntı dalgaları da değişir. Ama ne yana dönerse dönsün her yerde hareketinden önce gelen bir akıntı bulunacaktır. Nasıl bir olay olursa olsun her zaman bunun önceden keşfolunmuş, emredilmiş olduğu görülür. Gemi ne tarafa yönelirse yönelsin, akıntı onun hareketini idare etmeksizin, artırmaksızın önünde köpürecek ve uzaktan bize, yalnız kendi kendine hareket eder gibi değil, geminin hareketini de idare eder gibi görünecektir. Tarihçiler, yalnızca tarihsel kişiliklerin olaylara birer emir gibi bağlanabilen sözlerine bakarak olayların emirlere doğrudan bağlı olduğunu zannettiler. Ama biz olayları ve tarihsel kişiliklerin kitlelerle bağını inceleyerek, bu kişilerin ve onların emirlerinin olaylara bağlı bulunduğunu gördük. Emir ne kadar çok olursa olsun başka nedenlerin eksikliği durumunda olayın gerçekleşmemesi, bu sonucun şüphe götürmez bir delilidir; fakat olay gerçekleşti mi (nasıl bir olay olursa olsun) türlü kişilerin sürekli aktarılan sözleri arasında öyleleri bulunur ki anlam ve zaman bakımından bu olaya
Sayfa 867 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
iktidar-irade-bağımlılık.
“Tarihî olayların sebebi nedir? İktidar. İktidar nedir? İktidar bir kişiye devredilmiş iradedir. Kitlelerin iradeleri bir kişiye hangi şartlarla geçer? Bütün insanların iradelerinin bu kişi tarafından ifade edilmesi “şartıyla. Yani iktidar, iktidardır. Yani iktidar, bizce anlaşılmamış bir kelimedir. İnsanoğlunun bilgi alanı yalnız soyut düşünce ile sınırlı kalsaydı insanlık "bilimin" yaptığı açıklamayı eleştiriye tabi tutarak iktidarın yalnızca bir laf olduğu, gerçekte bulunmadığı sonucuna varırdı. Fakat olayları kavramak için insanda, soyut düşünüşten başka bu düşünmenin sonuçlarını üzerinde kontrol ettiği bir deneyim silahı da vardır. Ve deneyim, iktidarın bir laftan ibaret olmadığını, gerçekten mevcut bir şey olduğunu söylüyor. İktidar kavramı olmadan insanların ortak eylemi hakkında hiçbir açıklamanın yapılamayacağını bir yana bırakalım, tarih ve onun kadar bugünkü olayların gözlenmesi de iktidarın varlığını kanıtlamaktadır. Tarihçiler, insanlık işlerine tanrısal müdahaleyi tanımanın eski alışkanlığıyla, olayların sebebini iktidara bürünmüş kişinin iradesinde görmek isterler; fakat bu yargı ne akıl ve muhakeme ile ne de deneyimle doğrulanıyor. Bir taraftan, akıl ve muhakeme gösteriyor ki, bir insanın iradesi (onun sözleri) genel eylemin yalnızca olayda, örneğin savaşta, devrimde ifadesini bulan bir parçasıdır; bunun için, anlaşılmaz, doğaüstü bir güç, bir mucize kabul etmeden sözlerin doğrudan doğruya milyonların davranışının nedeni olabileceği kabul edilemez; öbür taraftan, birtakım konuşmaların olayların nedeni olabilecekleri kabul edilse bile, tarih gösteriyor ki, tarihsel kişiliklerin iradeleri pek çok olayı hiç etkilememekte, yani “onların emirleri, çoğu zaman, yerine getirilmek şöyle dursun bazen verilen emrin tamamıyla tersi
Sayfa 858 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
bilinen tarihin tarihi.
“Yazarların ve reformistlerin tarihi, halkların hayatını bize pek az açıklar. Kültür tarihi bize bir yazarın veya yenilikçinin fikirlerini, hayatının amaç ve koşullarını gösterir. Öğreniyoruz ki Luther'in çabuk öfkelenen bir mizacı vardı, falan sözleri söylemişti; öğreniyoruz ki Rousseau güvensiz bir adamdı, falan kitapları yazdı; fakat Reformasyon'dan sonra halkların neden boğazlaştıklarını, Fransız Devrimi sırasında insanların birbirini niçin idam ettiklerini bilmiyoruz. Bu iki tarihi, yeni tarihçilerin yaptığı gibi, bir arada alırsak, halkların tarihi değil, hükümdarların, yazarların tarihi olur.”
Sayfa 857 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu