Görünüşte laf olsun diye söylenmiş bazı sözler birdenbire hileli bir havaya bürünür. Ağırlaşıp tuhaf bir şekilde hız alarak gelecek zamanın herhangi bir bölümünde bir yer açmak üzere, konuşandan öne geçer, hedefini kesinlikle bulan bir bumerang gibi korkunç, konuşana geri döner yine. Gelişigüzel bir konuşmanın düşüncesiz boşboğazlığından, çokluk ölüme giden bir trendeki ayrılık konuşması sırasında duyulan şu müthiş kasvetli ve donuk sözler, bütün kaderle ilgili şeylerin korkunç, aynı zamanda da sihirli gücünü birdenbire gören söz sahibinin üzerine kurşundan bir dalga gibi çöker. Sevdalılarla ölüme adanmış erler, içleri hayatın kozmik kudretiyle dolmuş olanlar bu kuvvete sahip olurlar bazen ayırdına varmaksızın, ani bir parıltıyla “taltif” edilir, bir yük altına girerler, o sözler gittikçe çöker, çöker içlerine.
Andreas vagonun içerilerine doğru yavaş yavaş ilerlerken içine bir mermi gibi düşen “yakında” sözcüğü, hiç acı vermeksizin, hemen hemen hiç ayırdına varılmaksızın etine, hücrelerine, lenflerine, sinirlerine işlemiş, sonunda herhangi bir yere çarpıp patlamış, ağır bir yara açıp kanını oluk oluk akıtmaya başlamıştı... yaşamak... acı çekmek...