Okuduğum kitaplardan birinde "İnsan sevgiye hükmeder;ama aşk insana hükmeder!" diye yazılıydı.. Kişinin gönülde kendisi olmak sevginin başlangıcı, sevgilide kendisi olmak ise sonu olmalıydı. Birincisi hamlık, ikincisi olgunluk ve pişmeydi çünkü. Kişi sevgiyle varlığını, ama aşk ile hakikatini tanıyordu.
Dağların, kağıt tomarları gibi bir toplanmadığı kalmış, suların bir yedi kat yerin dibine batmadığı kalmış, buğday başaklarının bir saman bitkisi olmasına ramak kalmış. Makinayla insanın ikiz kardeş olması gün meselesi. İnsansa kurtarıcı çağrıyı duymamakta direniyor.
...ayın üstündeki altın tozlara kadar düşünmek, insana Yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu özellik değil midir? İslam, düşünmenin yolunu kesmemiştir. Asıl biz, düşünmeyi durdurduğumuzdan İslamla olan ilişkimizi gevşettik hatta yer yer kopardık. İslama olan aşkımızı yitirdik. Düşünme bağımsızlığımızı yitirdik. Zekamızı kör bir ezbercilik batağına sapladık. Değer hükümlerimizi bir misyoner mantığının ağına taktık. Klasik kültürümüzü müsteşriklerin yorumuna ısmarladık. Hafıza, ancak tarihin mirasını canlı tutmak için gerekli iken, batı kültürünün deşeleriyle doldu. Üniversiteler, bağımsız düşünce ve kendi kültürümüzü araştırma ve kurma merkezleri olacağına, yabancı misafir profesörlerin sürekli konferans ve seminer müesseseleri haline geldi. Ve misafir yerlileşti, evin sahibi oldu. Evin sahibi uzun bir yolculuğa çıktı. Acaba ne vakit dönecek dersiniz?
Artan, kökleşen bir kültür emperyalizminin, otokolonizasyonun kurbanı olmuşuz. Yeni yetişen kadro, tam anlamıyla batıya adapte olmuş bir kadrodur. İslam dünyasının her tarafında böyle bir adaptasyon nesli köşebaşlarını tutmuştur. Bu nesiller öyle yetişmiş ve yetiştirilmiştir ki, batılılardan çok kendi kültürümüze karşı koymakta, direnmekte, savaş açmaktadırlar. Bunlar için İslam ideali ve kültürü bir alternatif bile değildir. Alternatifleri, yetişme tarzlarına, mizaçlarına, zevklerine, zekalarına, yeteneklerine ve çıkarlarına göre, İngiliz, Fransız, Alman, Amerikan ve Rus ideolojileri, kültürleri ve insan örnekleridir. Bu adaptasyon olayı, katı bir narsisizm cilası altında dipsiz bir aşağılık duygusundan beslenen bir batı romantizminin gölgesinde yürüyüp gitmiştir uzun süre.