Bebeğinin ölümü sebebiyle aklını yitiren bir anne, bir bilgeye gelir ve bu sarsıcı durumu atlatamadığını anlatır. Bilge, kadına köydeki evleri tek tek dolaşmasını ve ölümü tanımamış her evden bir hardal tohumu getirmesini ister. Kadin sabırla kapı kapı dolaşır ve her evden eli boş döner. Böylece köyde ölümün dokunmadığı tek bir ev dahi olmadığını fark etmiş olur. Tolstoy der ki, "İnsanoğlunun alışamayacağı koşul yoktur, hele de çevresindeki herkesin aynı koşullarda yaşadığını görüp duruyorsa..." Bir tespit de Dostoyevski'den: "İnsan her seye alışabilen bir varlıktır ve onu en iyi anlatan tanım budur."
Sonradan âmâ olan bir ressamın görmemekten çektiği acıyla, doğuştan gözleri görmeyen birinin çektiği acı, her ikisi de şimdi göremiyor olmalarına rağmen, aynı olabilir mi?