Beyza arslan

Beyza arslan
@beyzarslann
Puan vermedi·516 syf.··
2021 5. kitabı
·
142 günde okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2021 20:24
Nereden başlayacağımı bilemiyorum ama şu ana kadar okuduğum en etkilendiğim kitaplardan biriydi. Bunu çok net ve kesin bir şekilde söyleyebilirim. Bana gerçekten çok şey yaşattı. Öylesine başarılı bir roman ki, okurken her şey gerçekmiş gibi geldi; sanki ben de yaşadım. Muhteşem bir kurgu… Bunun yanı sıra bir dönemin incelikle anlatılması ve tüm bunların ustaca harmanlanması bende derin etkiler bıraktı. Konusuna gelince; 1970’ten 2007’ye uzanan tutkulu bir aşk hikâyesi demek az kalır. Bu, Füsun ve Kemal’in hikâyesi. Füsun; biraz inatçı, eşsiz bir güzelliğe sahip, hayallerinin peşinden koşan, idolü Grace Kelly olan yoksul bir genç kız. Kemal’in uzaktan akrabası. Kemal ise İstanbul’un zenginlerinden; çapkın, tembel, mirasyedi, korkak, duygusal ve iradesiz bir adam. Buraya kadar zengin oğlan–fakir kız hikâyesi gibi görünebilir. Ama aslında bu; acı, hüzün, sevinç ve heyecanın harmanlanarak mutlulukla sınandığı bir hikâye. “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” diye başlayıp, “Herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım.” diye biten bir kitaptan çok şey çıkarabiliriz. Roman sadece bir aşkı değil, dönemin ruhunu da çok iyi yansıtıyor. 1980 darbesi, siyasi otorite, sokağa çıkma yasakları, alkole ve sigaraya düşkünlük, sınıfsal farklılıklar… Tüm bunlar arka planda sürekli kendini hissettiriyor. Tabii ki romandaki karakterler sadece Füsun ve Kemal’den ibaret değil. Ancak ilginç bir şekilde bu kitapta favori bir karakterim olmadı. Çünkü hepsinin bana ters gelen yanları vardı. Normalde okuduğum her kitapta mutlaka içselleştirdiğim bir karakter olur; bu kez tam tersi oldu. Bu da benim için farklı ve düşündürücü bir deneyimdi. Füsun’un inatçılığı, Kemal’in korkaklığı, Sibel’in statü sevdası… Bunlar beni kendine çeken özellikler değildi. Bir diğer güzel yanı ise yazarın da
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·224 syf.··
2021 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2021 19:58
Ben daha önce sadece bir defa polisye kitap okuduğum için kitabın türü ve yazarı hakkında bir değerlendirme yapmayacağım. Daha çok bende yarattığı etkilerden ve ana hatlarından bahsedeceğim.Kitap 3 kriminal olaydan oluşan öykülerden oluşuyor. Ben aşkımız eski bir aşk romanını ele alacağım.Nevzat Baş komiser,yardımcıları Ali ve Zeynep pera palas'ta edip adlı maktülün katilini araştırıyorlar.Maktül de entersan bir tip roman karakterlerindeki kadınlara aşık oluyor ve evleniyor.Çalıkuş'nun Feride'si eski eşi mesela sonra yeni ve son eşi Aşk-ı memnu'nun Bihter'i tabi bunlar sadece isim benzerliği sonra işi daha da abartıp roman karakterlerindeki kadınlara bürünen kişilerle beraber oluyor.Araştırma sürecinde bir çok tanıkdan da bahsedilyor tabî.Bu tanıklar gayet kilit isimler benim katili tahmin ettiğim ettiğim kişi değişkendi. 2 isim arasında gidip geliyordum.Bu isimler Feride ve Betül'dü.Feride eski eşi sinsi bir kadın Betül ise eski eşlerinin en yenisi olan Bihter'in kız kardeşi meğer ikisi de katil değilmiş dolayısıyla kitabın sonunda istemsizce "NEEE" derken buldum kendimi.Aslında polisiye çok okuyan izleyen biri belki de daha kolay tahmin edebilirdi ama ben nadiren polisiye türde kitap okuduğum için ben öyle kolay tahmin edemedim.Onun dışında verilen bir takım mesajalar çok hoşuma gitti örneğin insan ilişkileri ve aralarında kurulan bağların önemi,kitapdaki karakterlerin bazıları alışılmışın dışında bazıları ise toplumuzda çokça gördüğümüz bildiğimiz tipleri çok iyi yansıtmış.Örneğin Ali karakteri tam bir günümüz erkeği. Hatta öyle iyi yansıtmış ki aaa bu bizim bla bla'ya ne çok benziyo dediğiniz bile olursa şaşırmayın kısacası toplumumuzun değerlerini gayet iyi yansıtmış.Dili ise oldukça basit ve anlaşılır. Ama ben bundan sonra yine Ahmet Ümit kitabı okuyacağım çünkü
Aşkımız Eski Bir RomanAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202331,4bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2020 24. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2020 15:09
Kitabın konusuna girmeden önce bana hissettirdiklerinden bahsetmek istiyorum o kadar sıcak ve dokunaklı bir kitap ki insanın içini ısıtıyor. İnsan ilişkilerinin en gerçekçi ve çarpıcı biçimde muhteşem üslupla anlatılması ancak bu kadar iyi olabilirdi. Kitapta yer yer şiirsel anlatımlar var ve bu da benim kitabı okurken kitabın arasına ayraç değil de kalem koymama neden oldu çünkü altını çizicek bir sürü yer oluyor. Kitapta anlatılan duyguları yaşamamış olsam bile bana o anı yaşamışım gibi hissettirdi ve üzdü. Kitapta birden fazla aşkın, birden fazla sevdanın, birden fazla sorunlu aile ilişkisilerinin yansımasını görüyorum.Kırık dökük, eksik, yarım ve yaşanmamış çok şey, söylenmemiş çok söz, ortaya konmamış çok sevgi ve yarım kalmış kocaman bir aşk var bu kitapta. Kitabın konusuna gelecek olursam; suzan defter iki taraflı bir günlükten oluşuyor. Bu da daha önce hiç karşılaşmadığım bir teknik. Kitabın sol tarafındaki günlüğün sahibi Ekmel bey; aşksız bir anne babanın çocuğu olarak büyümüş, evlenmiş, eşinden ayrılmış, büyük bir evde tek başına yaşayan ve tüm insanlarla ilişkisini kesmiş, işini bırakmış bir avukat. Sağ tarafta yer alan satırlar ise Derya tarafından yazılmış kitapta. Açık konuşmak gerekirse Ben Derya'nın yazdığı günlüğü okurken daha çok zevk aldım.Derya annesini çok küçükken kaybeden, babaannesi ve hayranlıkla karışık aşk duyduğu abisiyle yaşayan, karanlık işler yapan babasından sevgi göremeyen, babaannesinin ölümünden sonra ise kendini eve kapatan, abisinin ve suzanın ilişkisinden etkilenip nişanlanan sonra evlenme arifesinde ayrılan evden dışarı çıkmak için bir nedeni olmayan ama tutunmaya çalışan bir kadın. Açıkçası Ben Derya'ya çok tilt oldum. Çünkü Bence Derya çok kıskanç ve çok sevdiği abisinin sevdiği kadına saygı duymayacak kadar düşüncesiz
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,3bin okunma
Puan vermedi·261 syf.··
Beğendi
·
2020 22. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2020 18:39
Kitabı okuyalı uzun zaman oldu ama bi türlü kafamı toplayıp inceleme yapmaya fırsatım olmadı. DİKKAT SPOİLER İÇERİR!!Kitabın konusu Okyanus üzerinde iken uçakları kaza yapan 30 kadar Amerikan askeri okul öğrencisi yakınlardaki ıssız bir tropikal adaya çıkıyorlar. Kazadan hiçbir erişkin sağ kurtulamıyor. Yetişkinlerin, dolayısı ile baskının ve kuralların olmadığı bir dünya ayrıca bir mercan adasının cenneti andıran ortamı ile birleşince çocuklara başlarda çok güzel geliyor. Kendilerine göre bir düzen kurup oyunlar oynayıp avlanıyorlar ama aradan zaman geçtikçe oluşan rekabet, korku ve güvensizlik bu, bir bakıma demokratik düzeni terkedip kabile düzenine geçmelerine ve bunun sonucunda da gitgide vahşileşip korkunç bir kişiliğe bürünmelerine yol açar. Ve tabiki kamplaşma başlar. Bir grup çocuk uygarlığı temsil eden akılcı ve karizmatik Ralph'ın liderliğini kabul ederken, diğer bir grup da ilkelliğin temsilcisi olan Jack'in peşinden giderek kampı terkederler. Ben ralph'ın tarafını seçerdim. Kitabı okurken jack'den ayak parmak uçlarıma kadar nefret ettim diyebilirim ama işin ironik tarafıda şudur ki kitapta çoğunluk jack'den yanaydı.Buna daha çok tutuldum. Ve okurken kitabın bana düşündürttüğü sorulardan biri de şu oldu: NEDEN ÇOĞUNLUK YANLIŞI SEÇER Kİ? Kitabın konusunu alışılmışın dışında olması benim en çok etkileyen taraflarından biriyidi.Bunun dışında bu kadar somut bi olaydan son derece soyut çıkarımlar yapılmaya açık olması ayrı bir çekici geldi bana.Kitabın akıcılığı ve sürükleyiciliği hakkında konuşucak olursam aşırı sürükleyiciydi veya bir çırpıda bitirirsiniz diyeceğim tarzda bir kitap değil çok sıkıcı da diyemem ortalama diyebilirim. Okuyacak olanlara da iyi keyifler dilerim.
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,5bin okunma
Puan vermedi·142 syf.··
2020 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2020 22:56
Daha önce hiç inceleme yapmadığım için bu konuda biraz tedirginim aslında ama elimden geldiğince fikirlerimi söylemeye çalışacağım. Polisiye film veya diziler izlemeyi seviyordum bu sefer kitap okumaya karar verdim.Bu kitapda bir dedektiflik öyküsü aslında. Kitap beş tane öyküden oluşuyor.Ben bu 5 öyküdenden Morgue Sokağı Cinayeti'ni inceliyeceğim. Öncelikle kitabın çok akıcı ve sürükleyici olduğunu söylemeliyim bunun sebebi yalnızca dedektiflik öyküsü olduğu için değil. Genel itibariyle hem merak uyandırıcı hem anlatımı son derece anlaşılır. Gerek betimlemeler gerek karakterler okurken kalkıp gitme isteği uyandırmıyor. Ayrıca çeviriside çok iyi. Olay Paris'te Morgue sokağında Madame L'espanaye ve kızının vahşice öldürülmesi ile başlıyor ve bu cinayetin sırrını çözmek ile devam ediyor. Ayrıca kitaptaki anlatıcının baş karakter olan Dupin'in en yakın arkadaşı olması çok hoşuma giden bir durum bu kitaba bir ayrıcalık kokusu veriyor.Cinayetteki betimleme ise son derece tatındaydı. Benim kitaptaki favori karakterim Dupin'di. Bunun sebebi fazlasıyla zeki biri diyebilirim. Çünkü cinayeti Emniyet Müdürü bile çözemezken dupin çözüyordu. Kitabın başka bir güzel kısmı ise cinayette olan duruma şahit olan tanıklardı. Bu okuyuculara düşünme ve merak içgüdüsü uyandırıyor. Yani en azından ben kendi kafamda teoriler üretmeye çalıştım. Kitabın sonunu söylemek istemiyorum fakat sonunda inanılmaz derecede şaşırtıcı ve kendi kafanızda ürettiğiniz teorilerden başka bir şey ortaya çıkabileceğine eminim ama kanıtlayamam. Kitap hakkında negatif hiçbir yorumum yok. Ayrıca kitabın Dünya tarihindeki ilk gerçek dedektiflik öyküsü olduğunu öğrendim.Kitap hakkında Charles Baudelaire ve Marie Bonaperte gibi yazarlar tarafından oldukça olumlu yorumlar almış bir öykü. Sadece Morgue Sokağı Cinayet'i
Morgue Sokağı CinayetiEdgar Allan Poe · Notos Kitap · 201919,3bin okunma