genç bir denizci olan Şinji ile zengin güzel bir kız olan Hatsue arasındaki aşkı okuduğumuz bu roman bizleri ikinci dünya savaşı sonrası henüz modernleşmemiş ve geleneksel ögelerin baskın olduğu bir Japonya'ya götürüyor.
yazardan okuduğum ilk kitap olmasının da merakıyla biraz araştırma yaptım ve şunu gördüm ki yazarımız Dafnis ile Hloi’nin Aşkı hikayesinden ve özellikle Yunanistan'dan etkilenerek böyle bir eser oluşturmuş. zaten yazarın detaylı betimlemelerinden ve diliyle oluşturduğu ortamdan okuduğumuz hikayenin bir mitolojik hikayeye benzediğini düşünmüştüm. sanki o büyülü ve daha sonrasında mutlaka bir ders çıkardığımız hatta karakterlerin sıkıntıya düşüp sonrasında kurtulduğu mitlerden gibiydi, yanılmamış oldum. bir adada gözlem yaparak yazmış bu eseri, dediğim gibi betimlemeleriyle sanki sahne sahne romanın içinde o yerlerde biz de vardık. zihnim okuduğum cümlelerin görsellerini kolaylıkla oluşturdu.
toplumsal bir konu içermesi ve geleneksel ahlak anlayışına vurgu sanki bizim türkülerimiz ve halk edebiyatından bildiğimiz öykülere çok benziyordu. hem o dönemdeki bir adada hayatın nasıl sürüp gittiğini, insanların evliliğe, hatta evlilik öncesi dostluğa dair düşüncelerini öğrendik.ayrıca karakterlerin siyah ve beyaz olarak net bir şekilde ayrılması masalsı bir anlatım katmıştı.
yani son olarak kitabı beğendimi söyleyebilirim ama ben fazla betimleme içeren kitaplarda biraz sıkılabiliyorum, sadede gelmek veya diyalogları okumak istiyorum. tamamen odaksal problemler... onun dışında sonu güzel biten tatlı bir öyküydü.
Dalgaların SesiYukio Mişima · Can Yayınları · 20221,917 okunma
yazarla Olga Tokarczuk yeni tanıştık, o da bizimle tanışmak için ilk bu kitabı yazmış zaten. kendisine bayıldım. bir hikaye böylesine güzel anlatılır mı? böyle güzel metaforlar kullanılır mı? her cümlesini 2 kere okuyup uzun uzun düşündüğüm paragraflarla doluydu. yani nasıl söylemeliyim tek kelimeyle bayıldım.
yolculuk kitaplarını çok seviyorum ve bu bir inançla yapılıyorsa daha anlamlı benim için. burada da kadim bir sırrı, felsefi açıdan da mutlak doğruyu arıyorduk. sanki karakterlerle ben de o yolculuktaydım. hanlarda dinledim, arabalarında bilim, din, simya konularında iki vs attım.
en çok üzüldüğüm karakter de veronica oldu bu arada. canım benim sadece sevilmek istedi...
ve tabii ki o vurucu son ve gauche'un tarottaki deli kartının canlanmış hali olması. dahiyane bir fikir. köpeği ve çıkınıyla sıfırdan hayatına başlayan, sesini keşfeden gauche. bilinmeyene tekrar yolculuğa çıkan masum gauche.
çevirisi de müthişti bence mutttlaka okunmalı.