Varaka, anlatılanları iyice dinledikten sonra şöyle dedi: “Kuddûs! Kuddûs! Bu gördüğün melektir. O Yüce Allah’ın Mûsâ (a.s)’a gönderdiği Ruhü’l Kudüs’tür. Namus-u Ekber’dir. Sen de bu ümmetin peygamberisin. Keşke ben o gün yaşıyor olsaydım, genç olsaydım da kavmin seni yurdundan kovacağı gün sana destek verseydim.”
Hz. Hatice Peygamber Efendimizi şu sözlerle teskin etti:
“Hiçbir korku ve endişe duymana gerek yok. Hiç üzülme; Allah senin gibi bir kulunu hiçbir zaman utandırmaz, zayi etmez. Sen sözün doğrusunu söylersin. Emanete riayet edersin. Komşularına şefkatli davranırsın. Muhtaçlara yardım edersin, garipleri evinde misafir edersin. Sen bütünüyle kendini hayır
yollarına adamış birisin.”
“ Yaratan Rabbinin adıyla oku!
O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.
Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.
O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti.
İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.”
(Alak Sûresi, 96/1-5)
Aylardan yine ramazan,
Resûlullah (s.a.v) kırk yaşında,
Günlerden pazartesi,
Ramazan’ın on yedinci gecesi,
Kadir Gecesi,
Ve gece bitmek üzere,
Seher vaktine doğru,
Cibril (a.s) insan suretinde,
Hira mağarası içinde,
Gür bir seda ile...
- Oku, diye seslendi.
Resûlullah (s.a.v); Ramazan ayını Nur Dağı’nın zirvesinde bulunan Hira mağarasında geçirir, bu mağarada ibadet eder ve tefekkürde bulunurdu. Burada ayrı bir huzur buluyordu.