“Neden burdayız? Amacımız ne? Öldükten sonra ne oluyor? Dünyaya gelmenin sadece bir kaza olduğunu düşünen inançsızlar için bunlar anlamsız sorulardır. Öldüğünüz zaman her şeyin bittiğine inanıyorsunuz. Dünyanız, yaşamınız, bilinciniz yok olup gidiyor. Ama inançsızların çoğu yine de, sanki ölümden sonra bir yaşama inanır gibi yaparak yaşıyor. Reddettikleri bir dinin dayattığı etik yasaya uyarak yapıyorlar bunu: yalan söyleme. Hile yapma. Çalma. Vesaire.”
Yirmi beş kişi çoğu çeşitli şekilde başını salladı.
“İyi, ama neden? Ölümden sonra hiçbir şey yoksa o zaman ‘iyi insan’ olma çabaları neden? Mümkün olan her türlü aşırı zevkin içinde kaybolmalarını engelleyen ne? Evet, bazıları o tür şeylerin peşinde koşuyor. Ama şunu bilin ki, inançsızların çoğu içten içe duyulan korkuyla yaşar. Korku içinde, ama asla doğru yoldan ayrılmadan.
Final bölümü yaklaşıyordu. Asıl darbeyi indirme zamanı yani.
“Ama siz inananlar... Siz daha büyük bir ikiyüzlülük yapıyorsunuz. O’nun öğretilerinden hangilerini izleyeceğinizi açık büfeden meze seçer gibi alıp, ‘nabza göre din’ uyguluyorsunuz. Ve tüm O’nun emirlerine karşı gelmiş olmanıza gerçekten aldırmayacağına ikna ediyorsunuz. Üstelik Tanrı’nın öfkesine ve en küçük bir pervasızlığın intikamını alacağına dair İncil’de o kadar çok kanıt varken.”