Emirhan

Psikotik bir dünyada yaşıyoruz. Deliler güç sahibi. Bunun ne zamandır farkındayız? Bununla ne zamandır yüzleşiyoruz? Ve... Bunu kaçımız biliyor? Lotze bilmiyor. Deli olduğunu biliyorsan deli değilsindir belki de. Veya nihayet akıllanmaya başlıyorsundur. Uyanıyorsundur. Sanırım çok az kişi bütün bunların farkında. Orada burada, tek başına yaşayan insanlar... Ama büyük kitleler... Onlar ne düşünüyor? Bu şehirde, burada yaşayan bu yüz binlerce insan. Mantıklı bir dünyada yaşadıkları sanrısına mı kapılıyorlar? Yoksa gerçeği tahmin ediyor, hayal meyal görebiliyorlar mı...?
Reklam
Artık hayatın felsefesinden ne kadar uzak olduğunu, kendisinin nasıl yanlış bir emelle hayatın üstüne çıkmak isteyerek bir hülya âlemi aradığını hissediyor, alaycı bir ses gülerek, “Ah! Senin ışıklı hülyaların... parlak semaların...” diyordu.
Sayfa 223
Ahmet Şevki Efendi, “Ümit var mı?” diyordu, hekim cevap verdi: — Ümit ne vakit kesilir?
Artık şu mahrumiyet hayatının acı lezzetinden bir hoş üzüntü bile duyar olmuştu.
Sayfa 228 - Dekalog Yayınları
Ahmet Cemil için bu musibet öyle beklenilmeyen darbeydi ki bir müddet bütün beyni donmuş gibi şaşkınlık içinde kaldı. Ahmet Cemil’de şiirle uzun süre hastalıklı bir hassasiyet meydana getirmişti, öyle bir hassasiyet ki onunla malûl olanları başkaları için anlaşılamaz, mantıklı olduklarına kesin hüküm verilemez; hareketlerinde, fikirlerinde, duygularında bir büyüklük olduğuna kanaat edilir de doğruluğunu kabule cesaret edilemez muammalar hâline getirir. Öyle bir hassasiyet ki bir gün hayatı bütün çirkinlikleriyle, aç kalmış ailelerden, öksüz genç kızlardan, beynini bir kurşun parçasıyla dağıtan ümitsizliklerden, avuç açan beyaz saçlı adamlardan, çocuklarını kilise kapılarına bırakan annelerden, bir şarap şişesinin yanında insanlıktan çıkmaya çalışan bedbahtlardan, bütün o çirkinliklerden meydana gelmiş gibi gösterir. İnsana, “Kaç! Bu hayattan kaç!” der; diğer bir gün gözlerinin önüne bütün güzellikleri döker; bulutların arasında nazlı nazlı yüzen bir ay, türlü renklerin yangınları içinde ufuklardan çekilip giden bir güneş, etekleri denizlere dökülmüş yeşil dağlar gösterir; “Sev! Bu tabiatı sev!” der. Bir gün bahtiyar, diğer bir gün bedbaht; bu dakikada şen, biraz sonra hazin yahut bir anda kalbi hem sevinç hem gamla doldurur. Öyle bir hassasiyet ki bir hastalığa benzer de değildir. Ah! Böyle hasta olanlar; onlara kendilerini sorunuz, hastalıklarını inceden inceye açıklasınlar. Emin olunuz ki bu mümkün olmayacaktır; o belirsiz ve karmakarışık ruh, bir lisanın sahip olduğu kelimelerle açıklanamaz. O, öyle bir şiirdir ki mahiyeti belki kıymeti zaten açık olmamasından ibarettir. Ona bir lisan bulmak, bir suret vermek mümkün olabildiği anda o asil şiirlikten çıkmış olur. O hasta ruh, bir billur parçasıdır ki üzerine şiirin ışığı isabet etsin. Çözümlemesi mümkün olmayan
Sayfa 71 - Dekalog Yayınları
Reklam