Nils, Benjamin ve Pierre… Üç yaralı ruh…
Kitap bu üç kardeşin yetişkinlikteki kavgasıyla başlıyor. Nils ve Pierre kavga ederken, Benjamin’ in sadece onları izleyip polis çağırmakla yetinmesi. Annelerinin cenazesi ve vasiyetini yerine getirebilmek için çocukluklarının geçtiği yazlık göl evinde tekrar buluşan kardeşler. Aynı zamanda üç yabancı…
Kitap geçmiş ve şimdiki zamanda sırasıyla dolanıyor. Kardeşlerin göl evindeki son yazları ve annelerinin ölümü sonrasına gidip geliyoruz. Kardeşlerin çocukluk anılarına gittiğimizde kitabın adının “Hayatta Kalanlar” olmasının sebebini daha net anlıyoruz.
Tuhaf ebeveynlerle, katı ama bir amacı olmayan manasız kurallarla büyüyen üç çocuk. Alkolik ve öfke problemleri olan ebeveynleri tarafından ilgisizlik ve sevgisizlikle cezalandırılan, hayat boyu tamir edilemeyecek hasarlar alan üç çocuk. Herkesin küçük ya da büyük ailevi travmaları olduğunu ve aile kurumunun insanın gelecekteki kişiliğini ve hatta bence kaderini şekillendiren ilk yer olduğunu da göz önünde bulundurursak, herkesin bir parça da olsa kendinden bir şeyler bulabileceği, empati yapabileceği kanaatindeyim.
Kitabı ortanca çocuk olan Benjamin’in ağzından okuyoruz. Hepsinin az ya da çok hasar aldığı bu ailede, ailenin en iyi gözlemcisi, en duyarlı çocuğu Benjamin’in en ağır yükü taşıdığını görüyoruz. Son sayfalara yaklaştıkça vurucu bir gerçekle yüzleştiriyor yazar bizi. Bu kadar sarsıcı bir konunun akıcı, sakince ama duygu yoğunluğunu kaybettirmeden aktarılması da yazarın başarısını kanıtlar nitelikte. Benim için okuması keyifli bir kitap oldu.