Ne garip, insan daima, yani kocamış bir ihtiyar bile olsa, çocukluğunda gizli. Hatta belki çocukluğun tek bir anında. Bir kokuda, dokunuşta,sözde, tebessümde yahut gözyaşında. Çocukluk dediğimiz şey, kendi sırrında kırılmış bir ayna gibi, baktıkça batıyor insana.
“Patron saygıdeğer bir adamdır. Tanrı’dan sonra tanımış olduğum en tanrısal kişi.”
“Tanrıyla tanışmış mıydınız?”
“Elbette. Her gece telefon ederim ona.”
“Anlamadım?” diye kekeledim. Kafam gene karışmaya başlamıştı. “ Herkes tanrıya telefon edecek olsa, hatlar her zaman meşgul olmaz mı? Bilinmeyen numaraların öğle dolaylarında olduğu gibi”