Oğuz Atay’ın "Oyunlarla Yaşayanlar" kitabını bitirdim ama bende bıraktığı his buruk oldu, gelin size biraz anlatayım. Hikayenin merkezinde Coşkun Ermiş adında emekli bir tarih öğretmeni var. Adam hayatın gerçeklerinden, sorumluluklarından o kadar korkuyor ki, çareyi sürekli kafasında oyunlar oynamakta bulmuş. Hayatı, evliliği, ilişkileri, hatta ölümü bile bir tiyatro sahnesine dönüştürüp duruyor. Herkes ondan normal bir insan gibi yaşamasını beklerken, o gitgide kendi hayal dünyasına gömülüyor. Dürüst olmam gerekirse ben Coşkun karakterini o kadar da beğenmedim, beni pek cezbetmedi. Çünkü adamın bu oyunlara sığınma mevzusu bana biraz korkaklık gibi geldi. Hayatın gerçekleriyle yüzleşmek, mücadele etmek yerine sürekli kendi yarattığı güvenli illüzyona kaçıyor, sorumluluk almaktan pısırıkça sıyrılıyor. Yine de Oğuz Atay'ın melankolik ve ironik anlatımı, Biz gerçekten yaşıyor muyuz yoksa rollere mi sığınıyoruz? sorgulaması fena değil. Yani kitap edebi olarak insanı bir tartıya çıkarıyor ama başkarakterin bu kaçak dövüşen tavrı insanı deli de edebiliyor. Siz de bir bakın bakalım, siz bu Coşkun’un korkaklığına mı kızacaksınız yoksa ona acıyacak mısınız? Herkese iyi okumalar dilerim...