"Birini sevdiğini düşünüyorsun, sonra beklenmedik bir şey oluyor -hastalık gibi bir şey-, sonra bakıyorsun ki, aşk daha da kökleşmiş, derinleşmiş, hem de hayal bile edemeyeceğin ölçüde..."
Yumuşacık huylarımız birden katılaştı.
Bir zamanlar çöllerin derinliğine ya da ormanların bilinmezliğine korku nedir bilmeden özgür ve pervasız dalan hatun kişiler, şimdi değil çöle ve ormana, kapının önüne çıkmayı göze alamıyor. Yiğitlik ölmüştür.
Onu yıllar sonra görecektim. Ama her şey o kadar gecikmiş, öylesine değişmiş olacak.. ki, bunun isyanını kelimelere hapsedecek gücüm yok.
Bakarsan, istasyonlar yerlerinde duruyor, insanlar da... Ama o istasyonlar onlar mıdır, o insanlar kendileri midir?.. Benden başka yitiğine ağlayan var mıdır? Yetirdiğim şeyin ne olduğunu bilmeden.. üstelik.
Hüzün kente ve yalnız ona mahsus bir yaşantı halidir. İnsanın içine hüzün çökelten pazar boşluğu da kentte yaşanır çünkü kırda pazar olmaz. Kırların günü yoktur.