Çeşitli sanatlara gerçek yararlarının tersine genel bir değer verilir. Bu değer verme doğrudan doğruya tam da bunların yararsızlıklarıyla ölçülür ve bunun böyle olması gerekir. En yararlı sanatlar en az kazananlardır, çünkü işçilerin sayısı insanların gereksinimi ile orantılıdır ve herkese gereken çalışmanın bedeli ister istemez yoksulun ödeyebildiği bir fiyatta kalır. Tersine, zanaatkâr değil de sanatçı olarak adlandırılan ve kendini önemli sayan kişiler yalnızca işsiz güçsüzler ve zenginler için çalışarak, yaptıkları önemsiz işlere keyfe bağlı bir fiyat biçerler, bu yararsız işlerin değeri yalnızca düşüncededir, fiyatları bile bu değere bağlıdır ve bedelleriyle orantılı olarak değerlendirilirler. Zenginin bu işlere verdiği değer bunların kullanımından değil, yoksulun bunları ödeyememesinden ileri gelir.
Çocuğa göremeyeceği hiçbir şeyi asla göstermeyin. İnsanlık onun için neredeyse yabancı bir şeyken, onu insan durumuna yükseltemediğinize göre, onun için insanı çocuk durumuna indirin. Başka bir yaşta onun için yararlı olabilen şeyleri düşünerek, ona şimdiden yararını anladığı şeylerden söz edin. Zaten düşünce yürütmeye başlar başlamaz, hiçbir zaman başka çocuklarla kıyaslamayın, yarışlarda bile rakip olmamalı: Ben yalnızca kıskançlık ya da gurur yüzünden öğrenmesindense, hiçbir şey öğrenmemesini yüz kez yeğlerim.
Uşebti, yani cevap veren diye adlandırılan ahşap bebekler özel bir amaca hizmet ediyordu; Mısırlı, öbür dünyayı da tarım arazisi olarak düşünüyordu ve orada çalışmak zorunda kalmamak için bu figürleri mezarına koyduruyordu, böylece göreve çağrıldığında onlar kendisi için çalışacaktı. Yazıtta şöyle deniliyordu: "Ey Uşebti! Alt dünyada yapılan çeşitli işleri yapmak için adımla çağırdığımda ve sıra geçtiğimde sen şöyle de: Ben buradayım." Fakat kötü niyetli bir insanın yaşamda da bazen görüldüğü gibi ölünün hizmetkarların elinden alma olasılığı da bulunuyor. Bu nedenle bazı Uşebtilerde şu eklenti var: "Yalnızca seni yapmış olana itaat et, onun düşmanlarını dinleme." Görüldüğü gibi Mısırlılar ölümün herkesi aynı konuma getirdiğine hiç mi hiç inanmıyorlardı.
Halk ve ırk, birinin doğal tarihsel ama diğerinin tarihsel bir kategori olması nedeniyle birbirinden ayrılır. Ulus, ortak köken aracılığıyla değil, ortak tarih aracılığıyla birbirine perçinlenen daha üst bir yaşama biçimidir; ulus, parçaların toplamı değil, onların ürünüdür; ama tarih oluşturan etkenler arasında ırk da bulunduğundan, fark yine bir ölçüde silinir.