Ali’nin askerleri Ayşe’nin askerlerine bağırıp teslim olmalarını söylüyor, adeta yalvarıyorlardı. Savaş bitmişti, boşuna direnip ölmemeliydiler. Ama onların yalvarıp yakarmaları Ayşe’nin mantıksız askerleri tarafından umursanmıyor ve devenin etrafındaki cesetler durmadan çoğalıyordu. İnsanlar Ayşe’nin Müminlerin Anası olduğunu söylüyorlardı, ama nasıl bir ana oğullarının bu şekilde kendilerini kurban etmelerine izin verirdi ki?
Bir şair daha sonra: “Ey Anamız, bildiğimiz en umursamaz Ana,” diye yazdı. “Kaç tane cesur adamın, boş ellerle yere düşüp öldüğünü görmedin mi sen?”
Bir başkası: “Anamız bizi ölüm pınarından su içmeye götürdü,” dedi satırlarında. “Susuzluğumuzu giderene kadar ayrılmadık oradan. Ona itaat ettiğimiz zaman duyularımızı, aklımızı yitirdik. Onu desteklediğimiz zaman acıdan başka bir kazancımız olmadı.”
Böylece savaşın, hiç kimsenin istemediği, ama kimsenin de kaçınamayacağı ilk muharebesi başladı ve bu iç savaş, yirmi birinci yüzyılda da ilk başladığı yerde, Irak’ta hâlâ devam ediyor.