Arka kapak tanıtımında yer alan "Kara Roman" tanımlamasını boşa çıkarmayan, okumaya başladığınız andan itibaren sizi etkisiyle sarmalayan Boris Vian yapıtı...
İlk Barış Bıçakçı kitabım... Normalde aynı yazardan üst üste okumam kısa aralıklarla, bunu da kırdı Barış Bıçakçı... Ardından hemen Sinek Isırıklarının Müellifi geldi. Onun kadar iyi miydi? belki bir tık aşağıda kalır... Ama bayıldım yahu ben bu arkadaşlara; çok samimi bir dille çok samimi bir dostluk sahnelenmiş okurun önüne...Sevdim... Çok yoğun olay örgülerinin peşinde değilseniz seversiniz siz de...
Neden bu kadar geç tanıştım ki ben Barış Bıçakçı'yla...Popüler kültür keşmekeşinde çağımız genç yazarlarına olan önyargımdı sanırım buna sebep...Sinek Isırıklarının Müellifi ile kırıldı mı bu önyargı bir nebze de olsa? Sanırım o da evet... Geride kalan koca bir "yazık" oldu, geçen zamana, kaybedilen zamana dair bir yazık... İnsan psikolojisine dair mütevazi, sıkmayan; ama bir yandan hedefi tam 12'den vuran; sayfa sayısı az ama bir o kadar doyurucu bir roman... Okuyun işte, daha ne denmeli ki...