Kuvvetli, kararlı bir babamız olsun, bize neyi yapıp neyi yapamayacağımızı sőylesin isteriz. Niye? Neyi yapıp neyi yapamayacağımıza, neyin ahlaklı ve doğru, neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu ve günahkar olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir baba ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa, kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?
Fakat hiçbir zenginlik artışı, tavırların yumuşaması, reform ya da devrim insan eșitliğine bir milim yaklaşmayı sağlayamamıștır. Alt açısından hiçbir tarihsel değişim efendilerin adlarının değişmesinden öte bir anlam taşımamıștır.
Buradaki asıl mesele kitlelerin morali değildir, sürekli çalıştıkları sürece kitlelerin tavrı önemsizdir, asıl mesele Parti nin kendisinin moralidir. En mütevazı Parti üyesinin dahi becerikli, çalışkan, hatta dar sınırlar ölçüsünde zeki olması beklenir, ama aynı zamanda bu üyenin bön ve cahil bir fanatik olması da gerekir; başlıca duygu durumları korku, nefret, dalkavukluk ve zafer hezeyan olmalıdır.