Ay ve sokak arasında, beraber yaşlanmış ve artık haberleşmek için bir lisana muhtaç olmayan iki kız kardeş gibi esrarengiz bir bağlantı olduğunu düşünüyorum hep. 
Bir gün bir düzine boğa ve ineği, hantal hareketlerle koşuşturarak dev birer fare gibi hatta neredeyse kedi yavruları gibi oynarken görmüştüm. Kafalarını sallıyor kuyruklarını kaldırıyor, tepenin üzerinde bir aşağı bir yukarı koşuşturuyorlardı. Boynuzlarından ve hareketlerinden geyiklerle olan akrabalıklarını fark ettim. Tam o sırada gelen,” höst! ” sesi tüm coşkularını kesip birer geyik etinden dana etine dönüşmelerine neden oldu ve butlarını, tüm kaslarını lokomotif gibi sertleştirdi. İnsanoğluna, höst diye bağıran şeytandan başka kim olabilirdi ki. Gerçekten de sığırların hayatı da bir çok insanın ki gibi bir tür lokomotif olmaktan ibarettir.
Doğa bilimci Darwin şöyle der: “Bir Tahitilinin yanında banyo yapan beyaz adam, açık arazide büyüyüp serpilmiş koyu yeşil, güzel bir bitkinin yanında bahçıvan marifetiyle ağartılmış bir bitkiye benzer.”