Kaybedenler veya kederini dile getiremeyen ama içten içe hüzünden eriyip bitenler buraya.
Bir kitap düşün her cümlesi yaralı, her kelimesi cam kırığı gibi derini kestiğini, kanattığını… boğucu bir yas sisinin içine girip yolunu kaybettiğini düşün, her özlediğinde her ihtiyaç duyduğunda yanına koştuğun kişinin artık olmadığını, sokaklarda onu aradığını, gittiğin her yerde aslında ona gittiğini ve ona vardığını.. Hayal, anı, gerçeklik, gelecek arasında kaybolduğunu düşün…
Kelimelerin ağırlığı, hislerin ağrısı, geç kalmışlığı bilmenin acısı… Her sayfa çevirişte yeni yaralar açan kesikler. Kederli hislerimin tercümanı olan yol gösterici, pusulam, bıçağım. İçimde sönmek bilmeyen korumun tekrar yanmasına sağlayan ateşi. Kabuk bağlayan yaralarımın üstüne tekrar çizikler atan kitap. Herkes kederden kaçmak isterken kederi ile barışık olanlar yüzleşir korkusuzca içindekileri dışarı vurabilmek belki bir miktar huzur bulabilmek için. Bu kitap da öyle bir kitap. Her zaman alıp herhangi bir sayfasını açtığımda dile dökemediğim hislerimin cümlelerini okuyacağım. Bir düş gibi anlatılan yazılarda gerçekliğimi, sözcüklerin uçurumunda yürürken kendimi bulacağım.
Kaybetmeyi, o boğucu kederi, dibe vurmuş üzgüntüyü bir tek Hamdi Koç’ta hissetmiştim. Artık Tarık tufan da benim için hüznün yazarı. Keşfettiğim için mutlu ve hüzünlüyüm.