Sıla hasretiyle sınanan, kiyan kokusuyla sermest olan, Kaptan-ı Deryasına meftun bir şiirzede ve şimdi bir de "denizin adına, suyun tadına ulaştıran" Ronya'sına anne.
"Ben gidiyorum," dedi. Koyarlar yerime belki de seni. Olma kula kul, öpme el ayak, kirlenmesin ağzın. Ya ver canını insan için ya da etme kalabalık dünyamıza!"
"Bir hayal et" dedim kendi kendime, "kardeşlerin, birbirlerini incitmelerine izin verilmeyen, çocukların öfkelerini ifade ettiği, her çocuğa birey olarak değer verilen, rekabetin değil işbirliğinin normal kabul edildiği, kimsenin bir role hapsedilmediği, çocukların günlük sorunlarını çözme becerisi kazandığı evlerde büyüdüğünü hayal et..."
O zaman bu çocuklar geleceği nasıl şekillendirdi? Nasıl bir gelecek olurdu? Bu evlerde büyüyen çocuklar geleceğin sorunlarını nasıl çözeceklerini bilir, bunu sağlayacak beceriye ve azme sahip olurlardı.Küresel ailemizi kurtarırlardı.
Kardeş olmanın böylesine acı verecek kadar güçlü bir dinamik oluşu karşısında dehşete düşmüştüm; tıpkı kardeşler arasındaki onları yeniden bir araya getiren ve birbirlerini iyileştirmelerini sağlayan neredeyse manyetik diyebileceğim bu çekim karşısında dehşete düştüğüm gibi...