... Bir insanı kendisi kadar, kendi düşünceleri dertleri, korkuları ve noksanları kadar ne meşgul edebilirdi?... Anasının boyalarını çalıp sürünerek mektebe gelen bir kızın başka bir kıza, tırnaklarını biraz sivriltmiş diye kinayeli laflar söylemesi; oğlan çocuklarla pazar günü gezmeye gidip bütün şehre yayılacak kadar kepazelik çıkaran ve bu yüzden daha iki gün evvel disiplin kuruluna çıkıp bir hafta uzaklaştırma alan bir zavallının hiç yüzü kızarmadan "Aman yarabbi! Hiç utanma kalmamış... Ayşe'nin Ahmet'le gezisine bakın!" demesi sadece gevezelik ve düşüncesizlik olamazdı.
"...Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş... Ne aradığımızı bilmeden aramak... Şimdi içim rahat, aradığını bulan ve başka bir şey istemeyen biri gibi sükûnet içindeyim... Dünyada bundan büyük bir saadet olur mu? Böyle en felaketli günümde beni en mesut insan olduğuma inandıran bu hislere fena çirkin şeyler diyebilir miyim?..."
"...Herkes ne diyecek?... Fakat bu ana kadar herkesten ne gördüm ki... Bana en yakın olanlar dahil olmak üzere, bu herkes dedikleri şey ben üzmekten, hayatımı manasız bir hale sokmaktan başka ne yaptı?..."