"Yedi milyon insan bir akvaryumdaki balıklar gibi birbirlerinin varlığından neredeyse habersiz, birbirlerine dokunmamaya çabalayarak ileri geri kayıyor."
Para yine karşımıza çıkıyordu; her şey paraydı. Bütün insan ilişkileri parayla satın alınmalıydı. Paran yoksa, erkekler sana dönüp bakmaz, kadınlar seni
sevmez; sevmez derken, seni umursamaz, sevip sevmemesi önem
taşımaz. Sonuçta ne kadar da haklıdırlar! Çünkü, parasız,
sevilebilirlik niteliğinden yoksunsun. İnsanların ve meleklerin diliyle
konuşuyorum.
Ama param olmasa, insanların ve meleklerin dillerini konuşamam.
"Orta sınıflara özgü garip idealist züppelikleriyle Gordon’un yasalara uygun olarak on sekizine varmadan okulu bırakmasındansa, kendileri işe gitmeyi yeğliyorlardı. İki yüz sterlin ya da bunun yarıdan çoğu, Gordon’un “eğitiminin” tamamlanmasına harcanmalıydı. Gordon buna göz yumdu. Paraya savaş açmıştı, ama bu, onun bencil olmasına engel değildi. Elbet işe gitme, çalışma fikri onu ürkütüyordu. Hangi çocuk ürkmezdi ki? Pis bir büroda kalem kakalamak – aman Tanrım! Amcalarıyla halaları, daha şimdiden, Gordon’un “hayata atılması” konusundaki tasalarını dile getirmekteydiler. Her şeyi “iyi” iş açısından görüyorlardı. Genç Smith bankada ne kadar “iyi” bir iş bulmuştu, genç Jones bir sigorta bürosunda ne kadar “iyi” bir iş bulmuştu. Bunları duyduğunda midesi bulanıyordu. Onlar İngiltere’deki her gencin, bir “iyi” iş tabutuna kapatılmasını istiyorlardı sanki."