"Hakikati gözünden vurmak için ‘var olma istemi’ lafını ortaya atan, isabet ettiremedi şüphesiz: böyle bir istem – yok çünkü.
Çünkü: var olmayan isteyemez de; ama var olan nasıl bir de var olmayı ister ki!"
"Şu sözüm de düşmanlarıma: hangi cinayet kıyaslanabilir sizin bana yaptıklarınızla?
Tüm cinayetlerden daha kötüsünü yaptınız bana! Geri getirilemez bir şeyi aldınız benden: – sözüm budur size, ey düşmanlarım!
Gençliğimin hayallerini ve en sevgili harikalarını öldürdünüz! Oyun arkadaşlarımı, kutsanmış ruhları aldınız elimden! Onların anısına koyuyorum bu çelengi ve bu laneti."
"Üstelik en kutsal saydığım şeyi de kurban ettiğimde: sizin “dindarlığınız” daha besili kurbanlar koydu hemencecik yanıma: sizin yağınızın dumanında boğuldu benim en kutsalım da."
"Kendi yolunu yürümek ister benim ayaklarımla benim yaşlı istemim; yaradılışı taş yürekli ve yaralanmazdır.
Yara almaz tek yerim topuğumdur benim. Hâlâ orada yaşıyorsun ve hep aynısın, ey en sabırlı olan! Hâlâ kalkıp çıkarsın tüm mezarlardan!
Gençliğimin iflah olmamış şeyleri yaşıyor senin içinde; yaşam gibi, gençlik gibi umut içinde oturuyorsun burada, sararmış mezar-yıkıntılarının üstünde.
Evet, hâlâ tüm mezarları yıkansın sen: selam sana istemim! Ve yalnızca mezarların olduğu yerde gerçekleşir dirilişler."
“Orası mezarlık adası, o suskun ada; gençliğimin mezarları da orada. Yaşamın her dem yeşil bir çelengini taşıyacağım oraya.”
Yüreğimde böyle bir kararla geçtim denizi.
Ah siz, gençliğimin hayalleri ve görüntüleri! Ah, siz, tüm sevgi bakışları, tanrısal anlar!
Nasıl da çabucak öldünüz! Ölülerim gibi anıyorum bugün sizi.
Tatlı bir koku geliyor, sevgili ölülerim, sizden bana; yürek açan, göz yaşartan bir koku. Sahiden, denizde yalnız yol alanın yüreğini parçalar, yüreğini açar bu koku."