bilal efe ayaz

bilal efe ayaz
@bilalefeayaz
Ziraat Mühendisliği Permakültür
Neden "Tanıdık" Olan Zehirli Bile Olsa Vazgeçemiyoruz?
Hiç düşündünüz mü? Mahalledeki yeni açılan, pırıl pırıl bir esnaf lokantasına girerken "Acaba eti taze mi?" diye tereddüt ederiz ama dünyanın her yerinde binlerce şubesi olan o dev hamburgerciye girerken zihnimiz "off" moduna geçer. Hiç sorgulamayız. Peki, beyin neden bu kadar kolay "teslim" oluyor? 1. Beynimiz Bir "Enerji Tasarrufu" Makinesidir Beynimiz vücudun en çok enerji harcayan organıdır. Bu yüzden sürekli kestirme yollar (kısayollar) arar. Bilimsel adı "Bilişsel Kısayol" olan bu durumda beyin şöyle der: "Eğer bu logoyu her köşe başında görüyorsam ve milyonlarca insan buradan yemek yiyip ölmüyorsa, burası güvenlidir. Analiz edip enerji harcamana gerek yok, içeri gir ve ye!" Yani o büyük logolar, beynimizin güvenlik merkezini (Amigdala) uyutan birer ninnidir. 2. Standartlaşma: Belirsizlikten Nefret Ediyoruz İnsan beyni belirsizliği bir "tehdit" olarak algılar. Eskiden: Yemek bir sürprizdi. Aşçı o gün ne bulduysa onu yapardı. Güven, aşçıyı tanımaya bağlıydı. Bugün: Biz "en iyiyi" değil, "aynı olanı" arıyoruz. Tokyo'da da, İstanbul'da da o patatesin tadının aynı olacağını bilmek, beynimizi rahatlatıyor. Bu bir "kalite" garantisi değil, bir "tahmin edilebilirlik" konforudur. 3. Reklamların Görünmez Gücü: Rıza İnşası Modern halkla ilişkilerin babası sayılan Edward Bernays’in bir kuralı vardır: "İnsanlara ne yapacaklarını söylemeyin, onların arzularını yönetin." Reklamlar bize fabrikanın içini değil, o yemeği yerken hissedeceğimiz "mutluluğu" satar. Biz hamburgeri değil, o hamburgerle özdeşleşen çocukluk anılarımızı veya popüler kültürdeki o "havalı" imajı satın alırız. Buna psikolojide "Bilişsel Çelişki" denir; sevdiğimiz bir markanın bize zarar verebileceği gerçeği canımızı sıkar, bu yüzden beynimiz o kötü ihtimali görmezden gelmeyi seçer. 4. Sosyal Kanıt:
Duygu ve Düşünce
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Düşüncelerinin Ne Kadarı Senin?
Eskiden satış ve reklam, insanların ihtiyaçları üzerinden yapılırdı. Yani "Bu tişörtü almalısın çünkü kaliteli bir kumaşa sahip" veya "İhtiyacını karşılar" tarzında bir mantık vardı. Ama bir isim bu sistemi kökten değiştirdi: Edward Bernays. Amerika’ya göçmüş Yahudi bir ailenin çocuğuydu, aynı zamanda Sigmund Freud’un yeğeniydi. Cornell’de tarım okumasına rağmen kariyerine gazeteci olarak başlayan Bernays, I. Dünya Savaşı zamanında Amerika’nın Kamu Bilgilendirme Komitesi'nde (CPI) çalıştı. Orada yaptıklarını "psikolojik savaş" olarak adlandırdı ve hayatının geri kalanında icra edeceği "Halkla İlişkiler" (PR) adlı meslek için zemin hazırladı. Bernays şunu öğrenmişti: Savaş zamanında yapılan bu "propaganda", barış zamanında da yapılabilirdi. İnsanlara birey olarak değil, kitle olarak bakmaya başlamıştı ve dayısının bilinçaltı konusundaki görüşlerini bu kitleler üzerinde uygulayacaktı. Bir gün bir telefon çaldı; arayan American Tobacco’nun genel müdürüydü ve Bernays’e, Amerikan halkının yarısını müşteri olarak kaybettiklerinden yakındı. Çünkü o dönem kadınların sigara içmesi bir tabuydu; yasak değildi ama ayıp karşılanırdı. Bernays bu "sorun" için, tarihe "Özgürlük Meşaleleri" olarak geçecek şu çözümü buldu: O sırada Amerika’da Paskalya kutlamaları oluyordu. Bernays, kutlamalar sırasında bir grup kadına sigara verdi ve yürüyüş sırasında kadınlar aniden sigaralarını çıkartıp yaktılar. Bu olay, ertesi günün gazetelerine "Özgürlük Meşaleleri" manşetiyle girdi; çünkü kadınlar bunu "feminist bir özgürlük" adına yapıyorlardı. O günün sigara reklamlarında artık şunu görmeye başlardınız: Sigara için doktor tavsiyeleri, diyete iyi geldiği söylentileri... Kısacası devasa bir algı mekanizması kurulmuştu. Bernays’in tek icraati bu da değildi; o meşhur "pastırmalı yumurta"
Neden Doğal Tarım ?
Binlerce yıldır toprağı sürüyoruz ve monokültür (tek tip) ekim yapıyoruz. Sonuçta topraktaki organik maddeyi neredeyse yitirdik, topraklarımız hızla çölleşiyor. Gelinen son noktada artık insan eli değmeden, devasa makinelerle tarımsal işlemler yapılabiliyor. Peki, bu modern görünümün arkasında neler yatıyor? Ekolojik ve Sağlık Boyutu Kullanılan pestisitler (tarım ilaçları), başta uygulayıcılar olmak üzere insanlarda kansere kadar varabilen hastalıklara yol açıyor. Bu kimyasallar sadece "zararlıları" değil, tozlaşmayı sağlayan arıları ve toprağı havalandıran solucanları da öldürerek ekolojik zinciri kırıyor. Pullukla toprağın derinlemesine sürülmesi, toprağın hapsettiği karbonu açığa çıkararak iklim krizini tetiklerken; içindeki faydalı mikroorganizmaları da yok ediyor. Sentetik gübreler ise toprağın doğal mikrobiyolojisini bozarak onu adeta "yatalak bir hasta" haline getiriyor; toprak artık dışarıdan kimyasal müdahale olmadan verim veremez noktaya geliyor. Ekonomik Esaret ve Tohum Meselesi Çiftçiler, kısa vadeli yüksek verim uğruna toprağın geleceğini feda ediyor. Sadece bu da değil; her yıl yeniden alınması gereken hibrit tohumlar yüzünden üretimde dışa bağımlı hale geliyorlar. Bitki, sadece o markanın ilacı ve gübresiyle ürün verecek şekilde bir sisteme dahil edildiği için çiftçi kredi döngüsüne hapsoluyor, bağımsızlığını yitiriyor ve aracıya boyun eğmek zorunda kalıyor. "Dünyayı Doyurma" Yanılgısı Sektör devleri hep aynı şeyi söylüyor: "Eğer bu sistemi kullanmazsak dünyayı doyuramayız." Oysa gerçek şu ki; zaten doyuramıyorlar. Dünyada hâlâ açlık sınırında yaşayan milyonlarca insan var. Sorun üretim miktarında değil, adaletsiz dağıtımda. Üretilen yiyeceğin 3'te 1'i israf ediliyor; bu miktar bile tek başına dünya açlığını bitirmeye yeterli. Ancak asıl amaç
Duygu ve Düşünce
Muhafazakarlar aptaldır demiyorum ama aptalların çoğu muhafazakar John Stuart Mill
Felsefe